Category Archives: Wiki

Tsunami

Bilgiye sahip çık!
Atla: kullan, ara
2004 Endonezya Depremi sonucu oluşan tsunaminin animasyonu

Tsunami, okyanus ya da denizlerde, tabanın tektonik hareketler sonucu harekete geçmesiyle oluşan doğal, büyük dalgalara verilen isimdir. Tektonik hareketin şiddetine göre dalga boy ve aralıkları değişmektedir. Kıyıya vurdukları yerde can ve mal kayıplarına neden olabilir. Tsunaminin oluşması depremin şiddeti, derinliği, ivmesi ve depremin denize göre konumuna bağlıdır.

Dış bağlantılar
Ansiklopedika logosu
Wikimedia Commons’ta:
Tsunami ile ilgili çoklu ortam kategorisi bulunur.

Animation of DART tsunami detection system
Can HF Radar detect Tsunamis? – University of Hamburg HF-Radar.
Envirtech Tsunami Warning System – Based on seabed seismics and sea level gauges.
Geology.com The highest tsunami was caused by rockfall
IOC Tsunami Glossary by the Intergovernmental Oceanographic Commission (IOC) at the International Tsunami Information Centre (ITIC) of UNESCO
How to survive a tsunami – Guide for children and youth
International Centre for Geohazards (ICG)
ITSU – Coordination Group for the Pacific Tsunami Warning System.
Jakarta Tsunami Information Centre
National Tsunami Hazard Mitigation Program Coordinated U.S. Federal/State effort
NOAA Center for Tsunami Research (NCTR)
NOAA Tsunami – General description of tsunamis and the United States agency NOAA’s role
NOVA: Wave That Shook The World – Site and special report shot within days of the 2004 Indian Ocean tsunami.
Pacific Tsunami Museum
Science of Tsunami Hazards journal
Tsunami scientific publications list
Scientific American Magazine (January 2006 Issue) Tsunami: Wave of Change What we can learn from the Indian Ocean tsunami of December 2004.
Social & Economic Costs of Tsunamis in the United States from “NOAA Socioeconomics” website initiative
Tsunami Centers – United States National Weather Service.
Tsunami database with detailed statistics
Interactive map of recent and historical tsunami events with links to graphics, animations and data
Tsunami Warning – Tsunami warnings via mobile phone.
Tsunamis and Earthquakes
USGS: Surviving a tsunami (United States)
Impact of Tsunami on groundwater resources IGRAC International Groundwater Resources Assessment Centre
Tsunami Surges on Dry Coastal Plains: Application of Dam Break Wave Equations, Coastal Engineering Journal, 48 4: 355-370

Images, video, and animations

Amateur Camcorder Video Streams of the December 26, 2004 tsunami that hit Sri Lanka, Thailand and Indonesia (search on tsunamis)
Animation of 1960 tsunami originating outside coast of Chile
Animations of actual and simulated tsunami events from the NOAA Center for Tsunami Research
CBC Digital Archives – Canada’s Earthquakes and Tsunamis
Computer-generated animation of a tsunami
Origin of a Tsunami – animation showing how the shifting of continental plates in the Indian Ocean created the catastrophe of December 26, 2004.
Photos and Videos of Humanitarian Assistance to Tsunami-hit areas by the Singapore Armed Forces
Tsunami Aftermath in Penang and Kuala Muda, Kedah.
Satellite Images of Tsunami Affected Areas High resolution satellite images showing the effects of the 2004 tsunami on the affected areas in Indonesia, Thailand and Nicobar island of India.
The Survivors – A moving travelogue full of stunning images along the tsunami ravaged South-Western Coast of India (Unavailable)
Animations of tsunami propagation model results for actual tsunami events
2004 Boxing Day Tsunami Youtube video

Deprem

1963–1998 arasından meydana gelen depremlerin merkez üsleri
Küresel tektonik hareketler

Deprem, yerkabuğunun tektonik ya da magmatik oluşumlar sonucu kırılarak aniden harekete geçmesidir. Deprem dalgaları dikey ve yatay olarak ilerleyebilir. Depremin etkisi, yeryüzüne yakınlığı ve şiddeti ile orantılıdır. Depremin çok derinde olması durumunda şiddet daha az fakat daha geniş alanda hissedilir. Depremin yeryüzüne yakın olması durumunda daha dar bölgede fakat daha şiddetli hissedilir.

Deprem, Richter ve Moment Ölçeği’ne göre ölçülür. Günümüzde Richter ölçeği sık olarak kullanılmaktadır.

[düzenle] Tektonik

Manto tabakasında meydana gelen konveksiyonel akımlar sonucu levhaların harekete geçmesiyle oluşur. Tektonik depremlerin etki alanları geniş ve şiddetleri yüksektir. Depremlerin % 90’ı tektonik kökenlidir.
[düzenle] Volkanik

Volkanik patlamaların yakın çevrelerinde oluşturdukları için hafif şiddetli depremlerdir. Bu depremlerin etki alanları dardır.
[düzenle] Çöküntü

Kolay ergiyebilen tabakaların bulunduğu yerlerdeki mağara ve tünellerin tavanlarının göçmesiyle oluşan depremlerdir. Etki alanları dardır.
[düzenle] Büyüklüğü ve Gerçekleşme Sıklığı

Dünyada her yıl yaklaşık 500.000 deprem meydana gelmekte ve bunların 100.000 kadarı hissedilmektedir. [1] Guatemala. Şili, Peru, Endonezya, İran, Pakistan, Portekiz, Türkiye, Yeni Zelanda, Yunanistan, İtalya, Japonya ve ABD gibi ülkelerde sıklıkla ve küçük şiddetlerde depremler meydana gelmektedir.[2]

Büyük şiddette depremler az sıklıkla gerçekleşir. Örneğin; Kabaca günde 10 kez gerçekleşen depremlerin çoğunun 4 şiddetinde olması 5 şiddetine göre daha olasıdır. Yine örneğin; İngilterede her yıl 3.7-4.6 şiddeti arası depremler, 10 yıl içinde 4.7-5.5 şiddetinde depremler görülürken 5.6 ve üstü şiddetteki depremler 100 yılda bir görülebilmektedir. [3] Buna Gutenberg-.richter kuralı denilmiştir.

Yine USGS’ye göre 1900 yılından bu yana yılda ortalama 18 adet 7.0-7.9 şiddetleri arasında deprem meydana gelirken 8.0 ve üstü bir deprem yılda ortalama yalnızca bir kez gerçekleşmektedir. [4]

Yakın tarihte ise 7.0 ve üstü şiddetteki depremlerin sıklığının azaldığı görülmektedir. [5]
[düzenle] Depremlerin Sonuçları
1755 Lisbon depremi ardından
[düzenle] Sallantı ve Yer Yüzünün Çatlaması

Sallantı ve yeryüzü çatlamasına bağlı olarak binaların ve dikili yapıların zarar görmesi depremlerin en temel sonuçlarından biridir. Sonucun ciddiyeti; depremin Richter ölçeğine göre şiddeti, merkez üsse olan uzaklığı ve yerel jeolojik, jeomorfolojik durumlarına bağlı olarak dalga yayılımı arttıran yahut azaltan karmaşık bir birleşimdir.[6]

Yer sarsıntısı zemin hızlanması ile ölçülür.

Bölgeye özgü jeolojik, jeomorfolojik ve yapısal özellikler düşük şiddetli depremlerde bile güçlü şiddette bir sallantıya sebep olabilir. Buna amplifikasyon etkisi denmektedir.

Yer çatlakları baraj, köprü, nükleer tesis gibi büyük ve geniş yapılar için büyük tehlike oluşturmaktadır.Biberiye [7]
[düzenle] Heyelan ve Çığlar

Ana madde: Heyelan

Depremler ardından gelen pek çok ve sürekli artçı sarsıntı, volkanik dağların aktif hale geçmesi, kıyıya vuran güçlü dalgalar ve orman yangınları sonucu heyelanlar meydana gelebilmektedir. Heyelanlar deprem sonrası yardım için orada bulunan personel için de önemli bir tehlikedir. [8]
[düzenle] Yangınlar

Ana madde: Yangın

1906 San Francisco depremi sonrası çıkan yangın

Deprem ardından elektrik hatları ile gaz borularının zarar görmesi sonucu yangınlar çıkabilir. Yine depreme bağlı olarak su borularının da zarar görmesi durumunda depremlere zamanında müdahale etmek zorlaşabilmektedir. Örneğin; 1906 San Francisco depreminde ölümlerin çoğu durdurulamayan yangın sonucunda gerçekleşmiştir. [9]
[düzenle] Zemin sıvılaşması

Zemin sıvılaşması sallantı sonrası suya doymuş tanecikli materyallerin sıkılığını kaybetmesi ve katı halden sıvı hale geçmesi şeklinde görülebilir. Bu durumda binalar ve köprüler çökebilir ya da bulunduğu noktaya batabilir. Örneğin; 1964 Alaska Depreminde pek çok yapı toprağın sıvılaşması sonucu çökmüştür. [10]
[düzenle] Tsunami

Ana madde: Tsunami

2004 Hint Okyanusu Depremi sonrası görülen tsunami

Tsunamiler okyanus ya da denizlerin tabanında oluşan depreme bağlı taban çökmesi, zemin kaymaları gibi meydana gelen tektonik olaylar sebebiyle denizde açığa çıkan enerji sonucunda meydana gelen uzun periyotlu deniz dalgasını temsil eder.

Tsunamiden sonra oluşan dalganın diğer deniz dalgalarından farkı, su zerreciklerinin sürüklenmesi sonucu hareket kazanmasıdır. Derin denizde varlığı hissedilmezken, sığ sulara geldiğinde dik yamaçlı kıyılarda ya da V tipi daralan körfez ve koylarda bazen 30 metreye kadar tırmanarak çok şiddetli akıntılar yaratabilen bu dalga; insanlar için deprem, tayfun, çığ, yangın ya da sel gibi bir doğal afet haline gelebilmektedir.

7.5 ve üstü şiddetteki depremler tsunami oluşturmaya daha müsaittir.
[düzenle] Seller

Ana madde: Sel

Seller de deprem sonrası oluşabilen tehlikelerden biridir. Sellere nehir ve göllerin kapasitelerinden fazla su taşımaları sonucunda taşmalarının yanı sıra deprem sırasında barajların yıkılması veya hasar görmesi de sebep olabilir. [11]
[düzenle] Gelgit kuvveti

Depremlerin gelgit kuvvetlerine etki ettikleri de tespit edilmiştir.[12][13][14][15]
[düzenle] İnsana Etkileri
2007 Peru depreminde zarar görmüş binalar

Depremler hastalık, temel ihtiyaç eksikliği, yaşam kaybı, yüksek sigorta primleri, genel mülke zarar, yollarda ve köprülerde hasar ile binalarda çatlak ve yıkılmaya sebep verebilir. Volkanik faaliyetleri harekete geçirerek var olan hasardan çok daha fazlasına sebep olabilir.[16]
[düzenle] Dünya’da meydana gelen önemli depremler
Deprem hareketleri

1509 Büyük İstanbul Depremi
1700 Kaskadya Depremi
Lizbon Depremi (1755)
1766 Büyük İstanbul Depremi
San Francisco Depremi (1906) – Büyüklüğü 7,7-8,3 arasında. Deprem ve sonrasında çıkan yangın, büyük hasara sebep olmuştur.
Erzincan Depremi (1938) – Mw 8,7 büyüklüğündeki depremde 40.000’e yakın insan ölmüştür.
Erzincan Depremi (1939) – Mw 7,9 büyüklüğünde ki depremde 32.962 kişi hayatını kaybetmiştir.
Bolu Depremi (1944) – Mw 7,2 büyüklüğündeki depremde 3,959 kişi ölmüştür.
Büyük Meksika Depremi (1985). Mw 8,1 büyüklüğünde, yaklaşık 35.000’e yakın insan ölmüştür.
Ermenistan Depremi (1988)
17 Ağustos 1999 Depremi Mw 7.4 büyüklüğündeki depremde 25.000’e yakın insan ölmüştür.
Bakü Depremi (2000)
Keşmir Depremi (2005) 80.000’e yakın insanın ölümüne sebep oldu.
Cava Depremi (2006) Mw 9.7 büyüklüğünde meydana gelmiştir. Yaklaşık 70.000 kişi ölmüştür.
2008 Sichuan Depremi
2011 Tōhoku Depremi ve Tsunamisi

Dipnotlar

  1. ^ http://earthquake.usgs.gov/learn/facts.php
  2. ^ “Earthquake Hazards Program”. USGS. 2006-08-14 tarihinde erişilmiştir.
  3. ^ http://www.quakes.bgs.ac.uk/hazard/Hazard_UK.htm
  4. ^ “Common Myths about Earthquakes”. USGS. 2006-08-14 tarihinde erişilmiştir.
  5. ^ “Earthquake Facts and Statistics: Are earthquakes increasing?”. USGS. 2006-08-14 tarihinde erişilmiştir.
  6. ^ “On Shaky Ground, Association of Bay Area Governments, San Francisco, reports 1995,1998 (updated 2003)”. Abag.ca.gov. 2010-08-23 tarihinde erişilmiştir.
  7. ^ Guidelines for evaluating the hazard of surface fault rupture, California Geological Survey

Büyük Okyanus

Büyük Okyanus, diğer ismi ile Pasifik Okyanusu Dünya’nın en büyük okyanusudur. Kuzeyinde Kuzey Buz Denizi, güneyinde Güney Buz Denizi, doğusunda Kuzey ve Güney Amerika kıyıları, batısında ise Asya ve Hint Okyanusu bulunmaktadır. İsmini Portekizli kaşif Ferdinant Magellan, Portekizce’de sakin anlamına gelen pasifica olarak vermiştir. Yüzölçümü 179,7 milyon km2 olup ortalama derinliği 4.028 m’dir. En derin noktası 11.034 m ile Mariana Çukuru’dur. Bu çukur ayrıca yerkabuğunun en alçak noktasıdır.

Dış bağlantılar

Wikimedia Commons’ta

Büyük Okyanus ile ilgili çoklu ortam belgeleri bulunur.
  • LAtimes.com, LA Times special Altered Oceans
  • NOAA.gov, EPIC Pacific Ocean Data Collection Viewable on-line collection of observational data
  • NOAA.gov, NOAA In-situ Ocean Data Viewer, plot and download ocean observations
  • NOAA.gov, NOAA Ocean Surface Current Analyses – Realtime (OSCAR) Near-realtime Pacific Ocean Surface Currents derived from satellite altimeter and scatterometer data
  • NOAA.gov, NOAA PMEL Argo profiling floats Realtime Pacific Ocean data
  • NOAA.gov, NOAA TAO El Niño data Realtime Pacific Ocean El Niño buoy data
  • Hakkında

İstanbul (şehir)

Etimoloji
I. Constantine

M.Ö. 667 yılında; İstanbul’a yerleşim kuran kolonist Megaralılar şehri o dönemdeki kralı Byzas için Bizantium ismini koymuştur. M.S. 196 yılında da Roma İmparatoru Septimius Severus şehri bir saldırı sonrasında ele geçirmiş, ancak bu sırada şehir bir harabe haline gelmiştir. Şehri yeniden onarınca, bir çok Romalı da İstanbul’a göç etmiştir. Her ne kadar Severus şehre oğlunun ismi Augusta Antonina (İmparator olunca ismi Antoninus Caracalla olmuştur) vermek istese de rivayete göre, Konstantin şehre Konstantinopolis ismini vermesinden öncesine kadar halk arasında bu şehre Nova Roma (Yeni Roma) deniliyordu.

Konstantin de en başında şehrin resmi ismini Nova Roma koymak istedi; ancak dini anlaşmazlıklar çıkınca bundan vazgeçti. İstanbul adının kökeninin Antik Yunancaya da dayandığı rivayet edilir. Türkler İstanbul’u ele geçirmesi sırasında ve öncesinde; Selçuklularda olduğu gibi şehre Stamboul-Stambul demekteydiler. Türklerin yanı sıra; 10’uncu yüzyılda Arapların 12’inci yüzyılda da Ermenilerin şehre bu isimle çağırdıklarını öngörürler. Ancak; devlet işlerinde Osmanlı İmparatorluğu Konstantiniyye ismini kullanır.

Şehrin İstanbul-İstambol ismini sık kullanması ise 17’inci yüzyılda; Evliya Çelebi’nin şehirden bu isimle bahsetmesiyle başlar. İstanbul kelimesi Yunanca “εις την Πόλιν” ya da “στην Πόλη” (eis tén pólin ya da sten pole =şehire doğru ya da şehirde ) tümcesinden gelir. 18’inci yüzyılda III. Mustafa döneminde ise; paraların üzerinden Konstantiniyye kaldırılarak, İstambol’u koyunca resmiyete dönüşür. (1770)
Yeni Barok tarzda yapılan Ortaköy’deki Büyük Mecidiye Camii

İstanbul’a farklı isimler veren pek çok dil vardır:

Rumca: Konstantinúpoli (Κωνσταντινούπολη), Istinpolin, Megali Polis, Kalipolis, Vizantion
Latince: Bizantium, Antoninya, Alma Roma, Nova Roma
Slavca: Çargrad, Konstantingrad
İbranice: איסטנבול (İs-tan-bul), Ortaçağ’da קושטא (Kuş-ta)
Norsca: Miklagard
Ermenice: Vizant, Stimbol, Esdambol, Eskomboli, Stambol (Ստամբուլ)
Arapça: Bizantiya, el-Mahsura, Kustantina el-uzma
Selçuklular zamanında: Konstantiniyye, Mahrusa-i Konstantiniyye, Stambul
Eski Rusça: Çargrad, Vizantiy, Konstantinopol, Stambul
Osmanlıcada: Dersaadet, Deraliyye, Mahrusa-i Saltanat, Istanbul, Islambol, Darü’s-saltanat-ı Aliyye, Asitane-i Aliyye, Darü’l-Hilafetü ‘l Aliye, Payitaht-ı Saltanat, Dergâh-ı Mualla, Südde-i Saadet, Kostantiniyye ( قسطنطينيه )

Fransızca : Stamboul
İspanyolca : Estambul
Macarca : Isztambul
Litvanca : Stambulas
Letonyaca : Stambula
Arnavutça : Stambolli
Galce : Iostanbúl
Loglanca: Gonstantinupol
Lazca: Poli
Ladino: Estanbol
Farsça: Estanbol
Rumence:İstambul

Tarihçe

Ana madde: İstanbul’un tarihi

Her ne kadar 300.000 yıldan bu yana Dünya 3 kez Buzul Çağı geçirip, toprak kütlesi yer değiştirse de; Küçükçekmece’deki Yarımburgaz mağarasında Neolitik ve Kaltolitik insanlara değin izler bulunmuştur. Dudullu’da Alt Paleolitik Çağ, Ağaçlı’da Orta Paleolitik Çağ ve Üst Paleolitik Çağ’da kullanılan aletlere rastlanılmıştır. Ancak, Dünya’nın herhangi bir yerinde bu çağlara değin izlere rastlanabilir. Yaşadığımız son buzul çağı sonrasındaki izler M.Ö. 5000 yıllarına aittir.M.Ö. 5500 yıllarına ait fikirtepe yazıtlarının bulunması ile kalkolitik çağda da başkent olduğu tespit edilmiştir.

İstanbul’un kent tarihini 4 ana başlıkta toplayabiliriz. Bunlar; İstanbul’un isminin Byzantium olduğu ikinci yerleşim dönemleri, Konstantin tarafından kurulan Bizans İmparatorluğu’ndaki Konstantinopolis dönemi, Osmanlı İmparatorluğu dönemi ve Cumhuriyet sonrası dönemi. İstanbul, Roma İmparatorluğu (330-395)’nun, daha sonra Bizans İmparatorluğu (395-1204, 1261-1453) ve Latin İmparatorluğu (1204-1261)’nun, son olarak da Osmanlı İmparatorluğu (1453-1922)’nun başkenti olmuştur. Romalılar ve Bizanslılarca başkentleri Konstantinopolis, Osmanlılarca başkentleri Stambul, İslambol, Konstantiniyye, Dersaadet v.b. anılmıştır. Türkiye Cumhuriyeti’nce şehir 1930 yılından beri resmi olarak İstanbul diye adlandırılmaktadır.
Bizans Dönemi

Ana madde: Byzantion

Bu dönem M.Ö. 660 ile M.S. 324 yılları arasını kapsar. M.Ö. 667’de Megara halkı; şehre yerleştikten sonra; kralı Byzas için, Byzas’ın yeri veya şehri anlamındaki Bizantium (Byzantium ya da Bizantion – Βυζάντιον) ismini koyar.

Bilinen efsaneye göre Megaralılar Ege Denizi’nde kuzeye doğru yol alır, bu sırada Kral Byzas’a da Delfi kahininden “körün zıttı”‘nda yeni bir şehir kuracağını söyler. Mageralılar da Boğaziçi’ye ulaştıktan sonra, koyları gezer ve dönemin Kalkedon’u (Χαλκηδών) günümüzde Kadıköy olan yere şehrin ilk temellerini kurar.
Bizantium çizimi

Megaralılar daha sonra Sarayburnu’na da yerleşmiş; ancak bir çok kez şehir istilaya uğramıştır. M.Ö. 269’da Bitinyalılar tarafından ele geçirilmiştir. M.Ö. 202’de Bitinyalılar Makedonların istilasından korkarak; Roma’dan yardım talebinde bulunmuş ve Roma kültürü yavaşça şehri etkilemeye başlamıştır. M.Ö. 146’dan itibaren de Roma İmparatorluğu’nun egemenliği altına girmiştir. Şehir o dönemden itibaren; Bitinya-Pontus eyaletinin içinde olmuştur.

Roma İmparatoru “Septimus Severus” şehri, halk Partlıları tuttuğu için M.S. 196’de şehri istila eder ve şehir neredeyse tamamen yokolur. (Başka bir görüşe göre de Severus şehirdeki tüm yerleşim yerlerini yakmıştır) Severus şehri oldukça beğendiği için; şehri tamamen yeniden kurar. Bu dönemde Roma’da yaşanan sorunlardan dolayı; Roma halkının büyük bir çoğunluğu İstanbul’a göç eder. Bu dönem içerisinde; Roma’dan İstanbul’a gelenler şehre “Nova Roma” (Yeni Roma) diyecektir; ancak bu isim hiç bir zaman resmiyet kazanmaz.

269 yılında Gotların egemenliğine geçen şehir; 313’de de Nikomedyalıların eline geçer. Konstantin da Nikomedyalılardan şehri alır ve Roma İmparatorluğu’nun başkenti olur.
Bizans İmparatorluğu Dönemi

Ana madde: Konstantinopolis

Konstantinopolis haritası. .

Bu dönem 324 – 1453 yılları arasını kapsar. I. Konstantinus şehri ele geçirip Roma İmparatorluğu’nun başkenti yaptıktan sonra, şehir ayrıca Roma’nın doğusunun yönetim merkezi olur. Romalı nüfusu bu dönemde, Romalı soyluların göçü de dahil olmak üzere önemli boyutta arttı. Bu dönemde; yeni bir mimari yapıyla şehir oldukça genişledi. 100 kişilik bir hipodromun (Sultanahmet Meydanı) yanı sıra, limanlar ve su tesisleri yapıldı.

Konstantinus’un döneminde şehre Nova Roma dese de; 11 Mayıs 330 da şehrin ismi Konstantinopolis oldu. Döneminde Dünya’nın en büyük katedrali olan Ayasofya’yı 360’da kuran Konstantin; böylece Roma İmparatorluğu’nun dinini de Hristiyanlık olarak değiştirdi. Pagan Roma dinine inanan batı ile ilk kopuş da bu dönemde başladı. Her ne kadar; Bizans İmparatorluğu I. Theodosius’un ölümü ile başlasa da; Bizans İmparatorluğu Konstantinus Hristiyanlığı getirmesine duyduğu saygıdan kendisini hep bir Bizans İmparatoru olarak görmüş; 1453’deki çöküşüne kadar da 10 İmparatorunun daha ismi Konstantinus olmuştur. Bu dönemde İstanbul’un rolü oldukça stratejiktir; Avrupa ve Asya arasında bir kapı olmuştur. Bu vesile ile, ticaret, kültür ve diplomasinin yapıldığı bir merkezdir. Bu dönemde şehrin ismi “Poli” (şehir) de olmuştur.

476’da Batı Roma’nın yıkılması sonrasında da; Batı Roma İmparatorluğu’ndaki Romalıların büyük bir çoğunluğu buraya göç etmiş, ve Bizans İmparatorluğu’nun da başkenti İstanbul olmuştur. 543’de nüfusun yarısının ölümüne sebebiyet veren veba salgınından sonra; şehir İmparator I. Jüstinyen döneminde yeniden inşa edilmişdir.

700lü yıllarda Sasaniler ve Avarlar’ın saldırısına uğrayan şehir; 800lü yıllarda Bulgarlar ve Arapların, 900lü yıllarda ise Ruslar ve Bulgarların saldırısına uğramıştır.

Ancak; saldırılar arasında en yıkıcı olanı 1204 yılında olmuştur. Haçlılar tarafından; 4. Haçlı Seferi’nde 1204 yılında ele geçirilen şehir yağmalanmış; halkın büyük bir çoğunluğu şehirden kaçmış; yoksul ve enkaz içinde bir kente dönüşmüştür. Bunun sebebi Batı Roma’da büyüyen Latinlerin; Katolik Hristiyanlık anlayışı ile Bizans’daki Ortodoks Hristiyanlık inanışı arasındaki farklılıklar ve uyumsuzluklardır. Bu dönem sonrasında, 1261 yılında Palailogos Hanedanından; Michael VIII Palaeologus şehri tekrar ele geçirmiş ve Latin’lerin dönemini sona erdirmiştir.

Bu dönemden sonra giderek küçülen Bizans; Osmanlı İmparatorluğu tarafından 1391’den sonra kuşatılmaya başlamış; en sonunda 29 Mayıs 1453’de Osmanlı İmparatorluğu’nun himayesine geçmiştir. İstanbul’un fethi, Dünya tarihinde Orta Çağ’ın sonunu simgelemektedir.
Osmanlı Dönemi

Ana maddeler: Osmanlı İmparatorluğu ve İstanbul’un fethi

İstanbul’un Fethi

Bu dönem 1453 – 1923 yılları arasını kapsar. 29 Mayıs 1453’de; Osmanlı İmparatorluğu padişahı Fatih Sultan Mehmet’in 53 gün süren kuşatması sonrasında; İstanbul Osmanlı’nın 3’üncü ve son başkenti olur.

Osmanlının ele geçirmesinden sonra; Topkapı Sarayı ve Kapalı Çarşı’nın da kurulması ardından bir çok okul ve hamam açılır. Dünya’nın ve İmparatorluğun dört bir yanından insanlar İstanbul’a taşınır. Yahudilerin, Hristiyanların ve Müslümanların beraber yaşadığı kozmopolit bir toplum olur. Bizans döneminden kalan, eski binalar ve surlar onarılır. Fetihten 50 yıl sonra; İstanbul Dünya’nın en büyük şehirlerinden biri olur. “Küçük Kıyamet” olarak da adlandırılan; 14 Eylül 1509 İstanbul Depremi sonrasında (8 şiddetinde olduğu ileri sürülmektedir); 45 gün süren artçı sarsıntılarla binlerce bina yıkılır ve bir çok insan yaşamını kaybeder.

1510 yılında; Sultan II. Beyazıd; 80.000 kişinin çalışmasıyla şehri yeniden kurar. Günümüzde de varolan eserlerin büyük bir çoğunluğu bu dönemden kalmıştır. Kanuni Sultan Süleyman döneminde; mimari ve sanat konularına önem verilir. Mimar Sinan camiler ve diğer binalar kurar. Lale Devri döneminde; Sadrazam Nevşehirli Damat İbrahim Paşa 1718 yılından itibaren; itfaiye’yi kurmuş, ilk matbaayı açmış ve fabrikalar kurmuştur. 3 Kasım 1839’da ilan edilen Tanzimat Fermanı sonrasında da batılaşma süreci hızlanmış; ve bir çok alanda yenilikler yaşanmıştır.

Haliç’in üzerine köprü; Karaköy’e tünel, demiryolları, kentin içindeki deniz taşımacılığı, belediye örgütlerinin, hastanelerin kurulmasıyla modern bir şehir halini almıştır. 1894 yılında; Üçyüzon Depremi’ni yaşayan İstanbul, tekrar büyük bir zarar görmüş, Birinci Dünya Savaşı’nın sonlarında 13 Kasım 1918’de İtilaf Devletleri donanmasınca da işgal edilmiştir.

29 Ekim 1923’de Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla da İstanbul’un 2500 yıldır süren başkentlik dönemi de sona ermiştir.

Osmanlı ve Bizans kayıtlarında, 1291 Yıldırım Bayezıd döneminde İstanbul’un alınması amacıyla yapılan kuşatma kaldırılırken, yapılan anlaşma gereği Sirkeci’de bir Türk mahallesi kurulması şartına uygun olarak Göynük ve Taraklı’dan 760 hane Manav İstanbul’a yerleştirilmiştir. Yani İstanbul’a yerleştirilen ilk yerli Türklerin, bu yöreden giden Manavlar olduğu kaynaklarca da doğrulanmaktadır. Özellikle anadolu yakasındaki türklerin kökeni manavlardır.
Cumhuriyet Dönemi

Cumhuriyet sonrası 1923-1950 yılları arasında fiziksel atılımlar olmuştur. 1900’lerin başında 1 milyon olan nüfus, 1927’de 690.000’e düşmüştür, 1935’de 740.000 ve 1945’de tekrar 900.000’e ulaşmıştır. 1950’lerde Balkanlar’dan göç almıştır. Bu dönemde şehirleşmede gecekondular önplana çıkmaktadır. 1960’larda ise gecekonduların yanında, apartmanlaşma başlamıştır. 1970’lerde hızlı nüfus artışı ile konut ve ulaşım sorunları önem kazanmıştır. Bu dönemde otomobil sayısının artması ve sonucunda trafiğin artması Boğaziçi Köprüsü’nün yapılmasında etkili olmuştur ve ulaşımda önemli bir yere gelmiştir. İstanbul metropoliten alanı 1970-1975 yılları arasında merkezde 50 kilometre yarıçaplı bir alan iken 1980’de 60 kilometre yarıçapa ulaşmıştır. 1990’ların nüfus artışı, nüfusun dış taraflara yayılması ile sonuçlanmıştır ve sonucunda İETT’nin yetersiz gelmesi ile dolmuş ve minibüsler bu açığı kapatmaya çalışmışlardır. 70’li yıllarda eski hızı ile olmasa da imar faaliyetleri canlandı. 1973 yılında Boğaziçi Köprüsü açıldı. Çevre yollarıyla birlikte Boğaziçi Köprüsü yeni yerleşim birimlerinin doğmasına ve metropoli kuşatan çevrede yeni rant alanlarının oluşmasına yol açtı.
Coğrafya

İstanbul 41° K, 29° D koordinatlarında yer alır. Batıda Çatalca Yarımadası, doğuda Kocaeli Yarımadası’ndan oluşur. Kuzeyde Karadeniz, güneyde Marmara Denizi ve ortada İstanbul Boğazı’ndan oluşan kent, kuzeybatıda Tekirdağ’a bağlı Saray, batıda Tekirdağ’a bağlı Çerkezköy, Tekirdağ, Çorlu, Tekirdağ, güneybatıda Tekirdağ’a bağlı Marmara Ereğlisi, kuzeydoğuda Kocaeli’ne bağlı Kandıra, doğuda Kocaeli’ne bağlı Körfez, güneydoğuda Kocaeli’ne bağlı Gebze ilçeleri ile komşudur.

İstanbul’u oluşturan yarımadalardan Çatalca Avrupa, Kocaeli Yarımadası ise Asya kıtasında yer alır. Kentin ortasındaki İstanbul Boğazı ise bu iki kıtayı birleştirir. Boğazdaki Fatih Sultan Mehmet ve Boğaziçi Köprüleri kentin iki yakasını birbirine bağlar.

İstanbul Boğazı’nın uydudan görünümü.

Havadan İstanbul’un kalbi

Jeoloji
Bölgedeki fay hatları

İstanbul’a, yakın yerde bulunan Kuzey Anadolu Fay Hattı, Kuzey Anadolu’dan başlayarak Marmara Denizi’ne kadar uzanır. İki tektonik plaka olan Avrasya ve Afrika birbirlerini iterler ve buda fayın hareket etmesine sebep olur. Bu fay hattı nedeniyle bölgede tarih boyunca çok şiddetli depremler meydana gelmiştir. Sismolojistler, 2025 yılından önce 7 büyüklüğünde bir depreminde olabileceğini belirtmektedirler.
İklim

İstanbul’un iklimi, Karadeniz iklimi ile Akdeniz iklimi arasında geçiş özelliği gösteren bir iklimdir, dolayısıyla İstanbul’un iklimi ılımandır.

İstanbul’un yazları sıcak ve nemli; kışları soğuk, yağışlı ve bazen karlıdır. Nem yüzünden, hava sıcak olduğundan daha sıcak; soğuk olduğundan daha soğuk hissedilebilir. Kış aylarındaki ortalama sıcaklık 2 °C ile 9 °C civarındadır ve genelde yağmur ve karla karışık yağmur görülür.

En sıcak aylar Temmuz ve Ağustos aylarıdır ve ortalama sıcaklık 23 °C dir, en soğuk aylar da Ocak ve Şubat aylarıdır ve ortalama sıcaklık 5 °C dir. İstanbul’da yılın ortalama sıcaklığı 13,7 derecedir.

Toplam yıllık yağış 843,9 mm dir ve tüm yıl boyunca görülür. Yağışların % 38’i kış % 18’i ilkbahar, % 13’ü yaz, % 31’ sonbahar mevsimindedir. Yaz en kuru mevsimdir, ama Akdeniz iklimlerinin aksine kurak mevsim yoktur.

Şu ana kadar en yüksek hava sıcaklığı; 12 Temmuz 2000’de 40.5 °C olarak kaydedilmiştir. En düşük hava sıcaklığı ise; 9 Şubat 1929’da -16.1 °C olarak kaydedilmiştir.

Levent financial district in Istanbul on 8 February 2005.jpg

Kışın Levent

Doğal Yaşam

Çok zengin bir bitki topluluğuna sahip olan İstabul yöresinde şimşir, meşe, çınar, kayın, gürgen, akçaağaç, kestane, çam, ladin ve servi gibi 2500 kadar bitki türü yetişir. Bu bitkilerden bir kısımı bu yöreye endemiktir. Genellikle ormanları oluşturan ağaçlar, İstanbul’un kuzeydoğusu, Alemdağ’ın kuzeyi ve Polenezköy çevresinde görülen kayın, kestane ve saplı meşedir. Bitki örtüsüne iklimin etkisinin yanında toprağında etkisi vardır. Kayın ağaç topluluğun bulunduğu alanları kireçsiz kahverengi orman toprakları kaplarken, meşe ve kestane topluluğunda bu topraklar kireçsizdir. Yaklaşık 2500 civarında doğal bitki türüne sahip olan İstanbul, bu özelliği ile İngiltere gibi Avrupa ülkelerini tek başına geride bırakabilir durumdadır. Bu aynı zamanda Türkiye’de doğal olarak yetişen on binden fazla bitkinin, yaklaşık 1/4’ünü İstanbul’da barınması demektir; ve bu bitkilerden bazıları endemiktir, yani tüm dünya üzerinde sadece İstanbul’da yaşamaktadır.

Önemli bir kuş göç yolu üzerinde yer alan İstanbul’da her ilkbahar ve sonbaharda leylek, kartal, şahin ve atmaca gibi çeşitli kuş türleri gözlemlenebilir. İstanbul’da en yaygın bulunan kuşlar ise serçe, güvercin, kumru, karga ve artık kentin bir simgesi haline gelen martıdır.
Nüfus

Türkiye İstatistik Kurumu’nun hazırlamış olduğu 2011 yılı Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi sonuçlarına göre İstanbul’un (İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve bağlı belediyelerin sınırları içindeki nüfus) toplam nüfusu 13.483.052 kişidir.[1]

İstanbul’un 39 ilçesi nüfus sayısı bakımından 2011 yılı verilerine göre incelendiğinde en yüksek nüfusa sahip ilçesi Bağcılar (746.650), en az nüfusa sahip ilçesi de Adalar (13.883 ) olmuştur. İstanbul’da yaşayanların % 64,61’i (8.712.689) Avrupa Yakası; % 35,38’i de (4.770.363) Anadolu Yakasında ikamet eder.
Din

Şehirdeki en büyük mensubu bulunan din İslamiyet’tir. Dini azınlıkları ise Yunan Ortodoks Kilisesi, Ermeni Apostolik Kilisesi ve Sefarad ve Aşkenaz Yahudiler oluşturmaktadır. 2000 yılı nüfus sayımına göre; 2,691 faal camii, 123 faal kilise, 26 faal sinagog mevcuttur.

Sayıları çok azalmadan önce, belirli ilçelerde bu dini azınlıklar yaşamaktaydı. Örneğin Kumkapı’da Ermeni nüfusu, Balat’da Yahudi nüfusu ve Fener’de ise Rum nüfusu vardı.
Müslümanlar
İstanbul’daki en önemli camilerden biri olan Sultan Ahmet Camii’nin iç avlusundan bir görünüm.

Şehrin en büyük dini grubunu Müslümanlar oluşturmaktadır. Bunların yanı sıra, Müslümanların en kalabalık mezhep formunu Sünnilerdir. 2007 yılındaki sayıma göre şehirde ki toplam cami sayısı 2,994’tür. İstanbul, İslam Hilafeti’nin son merkezi olmuştur. 1517 yılında Yavuz Sultan Selim ile başlayan halifelik, 3 Mart 1924 yılında Abdülmecit ile sona ermiştir.
Hristiyanlar
Fatih’in Fener semtinde bulunan Aya Yorgi Kilisesi’nin içi.

Şehir 4. yüzyıldan beri Rum Ortodoks Patrikhanesi’nin merkezi olmuş ve diğer Ortodoks kiliselerinde merkezi olarak hizmet vermeye devam etmektedir. Aynı zamanda şehir, Türk Ortodoks Patrikhanesi ve İstanbul Ermeni Patrikhanesi’nin de merkezidir. Eski yıllarda Bulgar Piskopsluğu ön planda iken bu zamanla yerini Ortodoks Kiliselerine bırakmıştır. İstanbul’da yaşayan özellikle Rumlar ve Ermeniler, Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşü sırasında Türkler ile zaman zaman çatışmalar yaşamış fakat Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla düzen yeniden sağlanmıştır. Savaşlar nedeniylede 1914 ve 1927 yılları arasında şehirde bulunan Hristiyan nüfusu hızlı bir düşüş yaşayarak 450,000’den, 240,000’e gerilemiştir. 1923 yılında yapılan Türkiye-Yunanistan Nüfus Mübadelesi’den İstanbul’da yaşayan Yunan Ortodoks toplumu muaf tutulmuştur. Ancak İkinci Dünya Savaşı yılları bu azınlık için bir dizi vergiler getirilmiştir.
Yahudiler

Sefarad Yahudileri 500 yılı aşkın süredir bu şehirde yaşamaktadır. İstanbul’daki Yahudiler’in bugünkü nüfusu 22,000 civarındadır. Aşkenaz Yahudileri, Sefarad Yahudileri’ne nispeten daha yeni ve çok daha küçük bir topluluktur. Sinagogların içinde en büyük taşıyanı Beyoğlu ilçesinin Karaköy semtinde bulunan Neve Şalom Sinagogu’dur. 1951 yılında ibadete açılan sinagog en büyük cemaate de sahiptir.

Birinci Dünya Savaşı

Savaşın Nedenleri
Siyasi Nedenler

Avrupa’da 16.yy’da yaşanan Katolik-Protestan ayrışmasıyla, Kutsal bizans-Cermen İmparatorluğu’na bağlı Prenslikler, farklı taraflarda savaşmışlar, tarihte Otuz Yıl Savaşları (1618-1648) olarak bilinen bu savaş da Vestfalya Antlaşması’yla sona ermiştir. Savaş sonucunda, bugün bile Avrupa Birliği’nin kökenini oluşturan Kutsal Roma Germen İmparatorluğu birliği dağılmıştır. Savaşın sonunda Fransa’nın güçlenmesi, tam aksine Kutsal Roma Germen İmparatorluğu’nun ve Habsburg Hanedanı’nın zayıflaması sözkonusudur. Bu sonuç Almanya için 19.yy’a kadar sürecek bir zayıflık dönemine ve yine bu tarihlere kadar birliğini kuramamasına neden olmuştur. Sanayi Devrimi ve Sömürgecilik hareketlerinde de bu olay etkisini göstermiş ve İngiltere,Fransa sömürgecilik alanında hızla güçlenirken Almanya’nın bu alanda geri kalmasına neden olmuştur. 1815’te yapılan Viyana Kongresi ile Avrupa’ya ve geniş anlamda dünyaya yeni bir statü getirilmiş ve buna göre güçler dengesi kurulmuştur.Kırım Savaşı’nda(1853-1856) bu dengelerin Rusya lehine değişmesine engel olmak için, Haçlı Seferleri’nden sonraki en önemli ittifakla, Avrupa Devletleri, Osmanlı İmparatorluğu ile birlikte Ruslara karşı savaşmıştır. Yenilgiye uğrayan Ruslar,etkisi 1917 Ekim Devrimi’ne kadar sürecek siyasi ve ekonomik dalgalanmaların etksine gireceklerdir. Yine bu savaşın sonunda, İtalya Birliği’ne gidecek yollar da açılmıştır.1870 Sedan Savaşı[1] ile Almanya ve İtalya’nın birliklerini kurmaları, bunların büyük devletler olarak devletler arası ilişkilerde yer almak için girişimlerde bulunmaları, Viyana Kongresi statükosunu ve güçler dengesini büyük ölçüde değiştirmişti. Bundan sonrası ise yeniden bir dengenin kurulması girişimlerine, o da Avrupa’da yeni blokların ortaya çıkmasına ve bunların birbirleriyle çatışmasına yol açmıştır. Bloklar arasındaki gerginlik de karşılıklı silahlanmaya yol açmıştır. Bu da silahlı barış dönemini ortaya çıkarmıştır. Bu dönemde bloklar ve devletler arası ilişkilerde çok yönlü gelişen çatışmalar gerginliği daha da arttırmış ve devletleri bir savaşın eşiğine getirmiştir. Bu genel çerçeve içinde I. Dünya Savaşı’nın nedenleri çeşitli ekonomik, siyasi, askeri gelişmelere dayanmaktadır. Bunlara büyük devletlerin çıkar hesaplarını da eklemek gerekir.Özelikle Prusyanın Avusturyayı yenip Alman birliğini sağladıktan sonra yeni ortaya çıkan Alman Kralığının elinde önemli sömürgeleri olmamasına rağmen dönemin süper gücü İngiliz İmparatorluğu’na karşı koyabilecek hatta onu geçebilecek bir sanayi insan gücü ve teknolojı haline gelmesi ve bunun basta İngiltere ve Fransa tarafından engellenmek istemesi başlıca çekişme kaynağıdır.

[1][2][3]
Ekonomik Nedenler

Sanayi Devrimi ve Sömürgecilik sonucunda ekonomik pozisyonlarını güçlendiren İngiltere ve Fransa, karşı taraftaki Almanya ve İtalya gibi ülkelerden ekonomik olarak çok ilerideydi.Almanya ve İtalya, siyasi birliklerini oluşturduktan sonra, 1914’e kadar olan süreçte aradaki farkı kapatmaya çalışmışlardır. İngitere ve Fransa’nın ekonomik hakimiyet alanlarını korumak, Almanya’nın ise bu alanları ele geçirmek niyeti savaşın başlıca ekonomik nedenlerindendir. Bu, sömürgeler, deniz yollarının hakimiyeti, uluslarası ticaret imtiyazları gibi ana başlıklarda değerlendirilebilir. Öte yandan 19.YY sonlarından itibaren kullanılmaya başlayan ve neredeyse 20.yy’a damgasını vuran petrol yataklarının mülkiyeti de savaşın temel ekonomik nedenlerindendir. Osmanlı İmparatorluğu’nun hakimiyeti altındaki Ortadoğu Petrol varlığı,19.yy sonlarında özellikle İngilizler tarafından,çeşitli gizli/açık yöntemlerle tesbit edilmişti.İngiltere, petrol siyasetini, 1900’lerde tüm stratejilerinin birinci sırasına koymuştu. Diğer bir konuda Rus İmparatorluğu’nun ekonomik durumudur. Rusya,19.yy’ın sonlarında 20.yy’ın başlarında toplumsal dalgalanmanın en fazla görüldüğü ülkedir. Toplumun en büyük kesimini oluşturan köylü sınıfı ve o büyüklükte olmasa da etkin bir işçi sınıfı 1905 Devrimi ile 1917 Ekim Devrimi’ne giden yolu açmıştı. Toplumsal dalgalanmalar ekonomik açıdan Rus İmparatorluğu ve Çarlık Rejimi için tehlike oluşturuyordu. Rus Yönetimi bu dalgalanmaları engellemek için siyasi ve ekonomik güç kazanmak zorundaydı.

[1][2][3]
Ülkelerin Stratejileri
İngiltere

1. Elizabeth’in uzun ve başarılı saltanatında(1558-1603) İskoçya’da İngiliz etkisinde farklılık görülmeye başlandı. İngiltere’deki Tudor hanedanıyla, İskoçya’daki Stuart hanedanı arasındaki evlenmeler, iki geleneksel düşmanı birbirine yaklaştırdı. İskoçya Kralı 1. James İngiltere kralı oldu. 1707 yılında iki krallığı birleştiren bir antlaşma imzalandı. Bu tarihten sonra Büyük Britanya tarihi başlar.

1642-1651 yılları arasında gerçekleşen İngiltere İç Savaşı sonucunda krallık devrildi. Bunun yerine önce parlamento idaresinde (1649–1653) sonra da Oliver Cromwell iktidarında (1653–1659) kısa süren bir cumhuriyet kuruldu. Cromwell’in ölümünün ardından parlamento iç karışıklıkları önlemek için sürgündeki kral 2. Charles’ı krallığı yeniden kurmak üzere İngiltere’ye davet etti.

18. ve 19. yüzyıllarda İngiltere, büyük bir sanayi devleti ve sömürge gücü haline gelen Britanya İmparatorluğu’nun merkezi konumundaydı. 19. yüzyılın başlarında Avustralya, Kanada, Hindistan, Afrika’da bazı devletler, Antil Adaları ve Hong Kong gibi dünyanın büyük bir kısmına yayılan dev bir sömürge imparatorluğu kurulmuştu. Kraliçe Victoria (1837-1901) zamanında İngiltere dünyanın en büyük gücü durumuna geldi. 1877’de Hindistan sömürgeleştirildi. 1882’de Mısır ele geçirildi.

İngiltere 1900’lere gelindiğinde dünyanın en büyük gücü konumundaydı. Bu gücü sömürgeler, deniz yolları hakimiyeti, küresel şirketler aracılığıyla, askeri ve siyasi anlamda da sağlamayı başabilmiştir. 1871’ten itibaren Alman İmparatorluğu’nu kendi etkinliğine karşı en önemli tehdit olarak algılamıştır. Çünkü güçlü bir Almanya İngitere için en büyük tehdit olacaktır. Fransa ile sürdüğü ortaklıkta(özellikle Kırım Savaşı bir örnektir.), Fransa’nın da 1871 yenilgisinden itibaren Alman İmparatorluğu’na karşı olan düşmanlığı belirleyici nokta olmuştur. Yine aynı şekilde Rusya ile 1.Dünya Savaşı öncesinde temin ettiği ittifak da, Balkanlar ve Doğu Avrupa’da Rusya’nın Pan-Slavizm Politikası ile Almanya’nın Pan-Germen Politikası karşıtlığı temeline oturmuştu.

İngiltere,bir ada ülkesi olması nedeniyle,savunma stratejisini Hollanda ve Belçika’nın Almanya’ya karşı dirençli olması esasına dayandırmaktaydı.[4]

Alman İmparatorluğu’nun İngiltere için gerek ekonomik gerekse de siyasi tehdit haline gelmesi İngiltere için tartışmasız bir savaş nedeniydi.Aynı zamanda, sömürgelerin korunması, deniz yollarının kontrol altında tutulması, küresel şirketlerin hakimiyeti ve en önemlisi Ortadoğu Enerji Koridoru’na sahip olmak stratejileri tamamen Almanya İmparatorluğu çıkarlarıyla çatışmaktadır.

[1][2][3]
Fransa

Fransa’da krallık sistemi 1789 yılında gerçekleşen Fransız Devrimi’ne dek hüküm sürdü. Fransız Devrimi sırasında dönemin Fransa kralı XVI. Louis ve eşi Marie Antoinette ile onlara yakınlığı olduğu düşünülen yüzlerce Fransız vatandaşı öldürüldü. Kısa süreli bir dizi yönetim denemesinden sonra Napolyon Bonapart 1799’da cumhuriyetin kontrolünü ele aldı ve kendini önce Birinci Konsül, daha sonra, günümüzde Birinci İmparatorluk (1804–1814) adıyla anılan devletin imparatoru ilan etti. Napolyon Savaşları olarak bilinen bir dizi savaşın ardından, Bonaparte ailesinin yardımıyla Napolyon kıta Avrupasının büyük bölümünü ele geçirdi. Yeni elde edilen bu topraklara daha sonra Bonaparte ailesinin üyeleri Fransa’ya bağlı kral olarak atandı.

1815 yılında yapılan Waterloo Savaşı’nda Napolyon’un son yenilgisinden sonra Fransa’da krallık yönetimine geri dönüldü. Ancak bu kez kralın yetkilerine anayasal kısıtlamalar getirildi. 1830 yılında çıkan bir sivil ayaklama olan Temmuz Devrimi’yle Bourbon Hanedanı tümüyle kaldırılarak anayasal krallığa dayanan Temmuz Monarşisi getirldi. Bu yönetim biçimi 1848 yılına dek sürdü. Bu arada kurulan İkinci Cumhuriyet oldukça kısa süreli oldu ve 1852 yılında III. Napolyon İkinci İmparatorluğu kurunca yıkıldı. 1870 yılında başlayan Fransa-Prusya Savaşı’nda yenilen III. Napolyon bunun üzerine tahttan indirildi ve bu yönetim rejimi de Üçüncü Cumhuriyet’in kurulmasıyla fesholdundu.

Fransa 17. yüzyıldan başlayarak 1960’lara dek bir sömürge devleti kimliğiyle var oldu. 19. ve 20. yüzyıllarda dünyanın dört bir yanında edindiği sömürge toprakları Fransa’yı İngiltere’den sonra ikinci büyük sömürge imparatorluğu hâline getirdi.

Fransa ve Almanya,1871 yılından itibaren birbirlerini tehdit olarak görmüşlerdir.Fransa için, kaybettiği Alsace-Lorraine bölgesi hem ekonomik hem de askeri açıdan büyük öneme sahipti.Öte yandan Ren Nehri üzerindeki köprüler ve Belçika’nın güçlü savunmaya sahip olması,Fransa için diğer iki askeri strateji unsuruydu.[1]

Fransa için Alman İmparatorluğu, Merkezi Avrupa’da olduğu kadar, sömürgeleriiçin de büyük tehdit oluşturuyordu.Çünkü Fransız Askeri-ekonomik-siyasi gücünün temeli sömürgeler üzerine kuruluydu.

Yine Fransa’da Ortadoğu Enerji Koridoru’nu en az İngiltere kadar önemsiyor ve etkinliği neredeyse hiç bulunmayan Ortadoğu’da yeni bir etkinlik oluşturmak istiyordu.

[1][2][3]
Rusya

Rusya İmparatorluğu’nun başlangıcı 1721 yılındadır. 1866 yılında toprakları Asya, Avrupa ve Kuzey Amerika’nın belirli bölümlerini kapsamıştır. 19. yüzyılın başında dünyanın en büyük ülkesi olmuş, toprakları kuzeyde Kuzey Buz Denizi’nden güneyde Karadeniz’e, doğuda Büyük Okyanus’dan batıda Baltık Denizi’ne kadar uzanmıştır.

19.YY.sonu-20.YY. başında, İmparatorluğun ekonomik yapısı geniş ölçüde köylü ve sayıca daha az ama etkili bir işçi sınıfına dayanmaktaydı. Sanayileşme yetersizdi ve üretim büyük ölçüde tarıma dayalıydı.Şehirleşme 2-3 şehir dışında son derece az ve nüfusun büyük çoğunluğu taşrada yaşamaktaydı. 1905 Devrimleri ve ardından gelen 1917 Devrimleri, Rusya’nın bu ekonomik ve siyasi yapısından kaynaklanmıştır.

Rusya 19.YY.’da temelde dört hedef doğrultusunda siyasetini konumlandırmıştır:

a)Batısında Pan-Slavizm Politikalarıyla(böylece Slav kökenli halkların kontolünü eline geçirmek) ve Balkanlar/Doğu Avrupa’da hakimiyetini sağlamak.

b)Güneyde, Osmanlı İmparatorluğu (Boğazlar ve Doğu Anadolu’yu ele geçirmek)ve İran(Petrol alanları)politikaları ile hakimiyetini sağlamak.

c)19.YY.’da Ortaasya’nın büyük bölümünü ele geçiren Ruslar, bu hakimiyetlerini korumak.

d)Doğuda, Japonya-Rusya-İngiltere-ABD arasındaki güç dengesini kaybetmemek.

1904-1905 Rus Savaşı’nda büyük yenilgiye uğrayan Rusya, aynı tarihlerde, İngiltere ile İngiliz-Rus Sömürge Antlaşmasını imzalamak zorunda kalmıştır.[5]

Batıda Almanya İmparatorluğu’nun Pan-Germenizm Politikaları, güneyde Osmanlı İmparatorluğu ile yüz yılı aşkın süren savaşlar, Pasifik’te İngiltere’ye karşı ABD ile yardımlaşma vb. stratejiler nedeniyle Rusya, İtilaf Devletleri safında yeralmıştır.

[1][2][3]
Almanya

18 Ocak 1871 yılında Versailles Antlaşması’yla kurulan Alman İmparatorluğu, tüm dağınık Alman Devletçik’lerini -Avusturya hariç-bir arada topladı. İmparatorluk 1884 yılından itibaren ülke dışında sömürgeler kurmaya başladı.[6]Alman İmparatorluğu 1914 yılına kadar, birliğini geç oluşturması nedeniyle geri kaldığı İngiltere-Fransa-Rusya ittifakıyla, ekonomik,siyasi ve askeri yönden başabaş noktasına geldi.Hatta sanayileşme ve işgücü alanında İngiltere’den (1914 verilerine göre)daha ileri bir seviyeye ulaştı.[7] II. Wilhelm döneminde, Almanya, diğer Avrupa güçleri gibi emperyal bir politika izlemiş ve zaman zaman sömürgeleri konusunda komşu devletlerle sürtüşmeye girmiştir. Bu, bir takım dostlukları zedelemiş ve Almanya’ya karşı Fransa, Birleşik Krallık ve Rusya İmparatorluğu bir anlaşma imzalayarak kutup oluşturmuştur. Almanya ise sadece Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ile ittifak kurabilmiştir.[8] Almanya’nın emperyal politikası ülke dışına taşmış ve devlet diğer Avrupa güçleri gibi Afrika’nın paylaşımına katılmıştır. Berlin Konferansı’nda bu kıta Avrupa güçlerine pay edilmiştir. Almanya’nın payına Alman Doğu Afrikası, Alman Kuzey-Batı Afrikası, Togo ve Kamerun düştü. Büyük güçler arası Afrika’da olan bu mücadele I. Dünya Savaşı’nın nedenlerinden biri olacaktı.[9] Almanya siyaset alanında ve denizlerde,o sırada Britanya’ya ait olan küresel konumu ele geçirmek ve böylece Britanya’yı otomatikolarak daha alt statüye indirgemek istiyordu.[7] 1900’lerde emperyal ve emperyalist çağın en yüksek noktasında hem Almanya’nın yegane küresel statü iddiası(Alman Ruhu dünyayı yenileyecektir!)deyişiyle, hem de Avrupa Merkezli bir dünyanın tartışmasız^^büyük güçleri^^olan Britanya ve Fransa’nın iddiası henüz etkiliydi.[10] Alman Ulusal Birliği’nin kurulduğu 1871 ile 1.Dünya Savaşı’nın çıktığı 1914 tarihleri arasında Avrupa Tarihi’nin hiç değişmeyen öğesi Almanya ile Fransa arasındaki düşmnlıktır.[11] Fransa’nın 1871 Alman yenilgisi bu düşmanlığın en önemli etkenidir. Aynı zamanda Alsace-Lorraine’in kaybedilmesi ve iki ülke için, hem ekonomik hem de askeri önemi, bu düşmanlıklarda etkili olmuştur. Çünkü iki ülke arasındaki en önemli savunma noktaları olan Alsace-Lorraine ve Ren Nehri Köprüleri’ne sahip olmak önemliydi.

Öte yandan, Hohenzollern Hanedanı yönetiminde ve mutlakiyetçi yapıdaki Almanya İmparatorluğu, siyasi olarak cumhuriyetçi İngiltere ve Fransa’nın yönetim sistemi yönünden de rakibiydi.Bu rekabet,1.Dünya Savaşı’nı,bir nevi mutlakiyet/cumhuriyet mücadelesi şekline de getirmiştir. (Zaten, savaş sonrasında mağlubiyete uğrayan tarafta, bütün mutlakiyetler çökmüş, yerine yeni cumhuriyetler kurulmuştur.)[12]

Almanya İmparatorluğu 1914’e gelinirken, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ile ittifakı dışında,Avrupa’da güçlü bir müttefike sahip değildi.Belki de savaşın daha başındaki bu durum,savaşın sonucunu belirleyecek olaylarda Alman Stratejisi’nin savaşın kaybı konusundaki en büyük eksikliğiydi. Çünkü Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun çok uzun ömürlü olamayacağı,1914’lerde neredeyse kesin gibi duruyordu.Bu konuda Adolf Hitler bile,Eğer Reich,Schoenerer’in Habsbourglar hakkındaki ikazlarına kulak vermiş olsa idi,Almanya’nın başına bütün dünyaya karşı savaşa girerek uğradığı felaket gelmeyecekti demiştir.[13]

Almanya’nın oluşturmak zorunda kaldığı diğer ittifakları da (Osmanlı İmparatorluğu-Bulgaristan) savaşın sonucuna etki edebilecek ekonomik ve askeri düzeyde değildi.Almanya için güvenilmesi gereken temel güç, kendi öz gücüydü.

[1][2][3][14]
Avusturya-Macaristan

Kutsal Roma İmparatorluğunun etkinliği azaldıkça Avusturya’nın arşidükleri bağımsız olarak hareket etmeye başladılar. 1804 yılında arşidükler kendilerini imparator ilan ettiler. 1866’da Prusya – Avusturya Savaşı yenilgisi ve Alman Konfederasyonunun dağılmasından sonra prestijini kaybeden Avusturya İmparatorluğu 1867 yılında da Macaristan’la birleşerek Avusturya-Macaristan İmparatorluğunu kurdular. Avusturya ve Macaristan aslında içişlerinde bağımsız olan iki ayrı ülkeydiler. Fakat dışişleri açısından tek bir Habsburg İmparatoru tarafından yönetilmekteydiler.

Emperyal bir devlet olan Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nda,onbirin üzerinde etkili etnik grup mevcuttu. Bu etnik grupların büyük kısmı Almanlar,Slavlar ve Macarlar’dan oluşmaktaydı.Etkinlik sahasında(doğu bölgesinde yoğun Slav devletleri, batısında da Germen toplumları)farklı etnik gruplar bulunmaktaydı. 1789 Fransız Devrimi ve beraberinde getirdiği süreç,emperyal devletlerin sonunu hazırlamaktaydı. Uyanan milliyetçilik akımları 19.YY’da en fazla Osmanlı İmparatorluğu ve Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’na zarar vermiştir.

Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, karşısındaki en büyük tehdit, Rusya ve Rusya’nın Pan-Slavizm Politikalarıydı. Rusya,Doğu Avrupa’ya ve Balkanlar’a doğru güç alanını genişletmek istiyordu. Bu amaçla gerek Osmanlı içindeki, gerekse de Avusturya-Macaristan İmparatorluğu içindeki tüm etnik unsurlara-başta slavlar olmak üzere-açık/kapalı destek veriyordu. Öteki taraftan batı tarafının güvenliğini,Almanya ile ittifak ile sağlamlaştıran Avusturya-Macaristan İmparatorluğu,diğer taraftaki Rusya etkinliğini yok etmek istiyordu.

Aslında, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun da durumu Osmanlı İmparatorluğu’ndan farklı değildi.İki imparatorluk da kendi geleceklerini tamamen savaş sonunda alınacak bir galibiyete bağlamışlardı.Yani savaş,bir ölüm-kalım mücadelesi idi.

1882 Yılında yapılan antlaşmayla kurulan Üçlü İttifak ile Almanya,Avusturya-Macaristan ve İtalya arasında oluşturulan birliktelik(1902 yılında yenilenerek) 1.Dünya Savaşı’na kadar sürmüştür. (İtalya,savaşın başında tarafsız kaldıktan sonra,İtilaf Devletleri safında savaşa girmiştir.)[1][15][16]
İtalya

19. yüzyılın ilk yıllarında İtalya I. Napolyon tarafından işgal edilerek Fransız etkisi altına girdi. Viyana Kongresi İtalya’nın Fransız işgalinden önce yöneten hanedanlara geri verilmesini öngörüyordu. Böylece Papalık Devleti, Sardinya-Piemonte Krallığı, Toskana Grandüklüğü, Modena Düklüğü ve Lombardiya-Venedik Krallığı tekrar kuruldu. Ancak Carbonari adı verilen gizli dernekler İtalya’nın birleşmesi için çalışmaya başladılar. Giuseppe Mazzini ve Giuseppe Garibaldi birleşme hareketinin öncüleri arasında yer alıyorlardı. Ayrıca Sardinya kralı II. Victor Emmanuel de bu birleşme hareketini destekleyenler arasındaydı.

1848 yılında Lombardiya Avusturya’nın elinde bulunuyordu. İtalya’yı birleştirmek konusunda Fransa’nın desteğini almayı başaran İtalya, 1859’da Fransa ile birlikte Avusturya’yı mağlup etti ve 11 Kasım 1859’da Avusturya ile Piyemonte arasında Zürih’te barış antlaşması yapıldı. Buna göre; Avusturya, Lombardiya’yı Piyemonte’ye verdi. Venedik dâhil olmak üzere diğer İtalyan Devletleri arasında bir konfederasyon oluşturulması ve konfederasyonun fahri başkanının papa, fiilî başkanının Piyemonte olması kabul edildi. Bir süre sonra Kuzey İtalya’daki küçük devletler de Piyemonte’ye katılma kararı aldılar. Böylece bütün Kuzey ve Orta İtalya Piyemonte’ye katılmış oldu. 1870’de Roma ve 1886’da Venedik, İtalya birliğine dâhil oldular. Bunların da katılımı sonucu İtalyan Millî Birliği tamamlanmış oldu. İtalya Krallığı kuruldu.

İtalya, Roma devrinden sonra ilk kez tek bir ülke hâline gelebilmişti. Yeni İtalyan Krallığı’nda 20. yüzyılda kuzey İtalya hızlı sanayileşerek gelişirken, güney İtalya’da nüfus hızla yükseliyor ve milyonlarca insan daha iyi bir yaşam için yurdışına göç etme yolları arıyordu.

19. yüzyılın son yirmi yılından başlayarak İtalya da diğer Avrupa ülkeleri gibi sömürgeleşme yoluna gitti. Osmanlı Devleti’na karşı yaptığı Trablusgarp Savaşı’nı kazandı. Batı Türkiye’de Oniki Ada, Afrika’da Libya, Etyopya ve Somali gibi bazı ülkeleri de işgal ederek sömürgeleştirdi.

1882 Yılında, Almanya ve Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ile Üçlü İttifak’ı oluşturan İtalya,1.Dünya Savaşı’nın başında tarafsız olmasına rağmen, 1915’te Londra Paktı ile İtilaf Devletleri arasına katıldı. İtalya’ya savaşa girmesi koşuluyla Trento, Trieste, Istria, Dalmaçya ve Osmanlı Devleti’nin bazı bölgeleri vadedildi. Savaş süresince 600.000 İtalyan askeri yaşamını yitirdi ve İtalya ekonomisi çöktü. Savaşın sonucunda İtalya’ya verilen sözlerden çoğu tutulmadı. St. Germain Antlaşması ile İtalya galip tarafta olmasına karşın yalnızca Trento, Trieste ve Bolzano’yu alabildi. Bu sonuç İtalyan toplumu arasında büyük hoşnutsuzluklara yol açtı.[17]

İtalya savaş öncesi dönemde mevcut sömürgelerini korumak isterken, aynı zamanda Ortadoğu,Balkanlar ve Afrika’daki gücünü de arttırmak amacındaydı.Fransa ile eski düşmanlıkları ve yeni ortaya çıkan durum nedeniyle 1915 yılına kadar ortada bir siyaset takip ederken, bu tarihte itilaf devletleri safında savaşa katılmıştır.

[1][2][3]
Osmanlı İmparatorluğu

Osmanlı İmparatorluğu, 1699 Karlofça Antlaşması’ndan beri süregelen gerileme döneminin,son ağır yenilgisini 1912-1913 Balkan Savaşları ile almıştı.Bu savaşlarda,imparatorluktan ayrılmış küçük devletlerle dahi başaçıkamaz durumda olduğu görülmüştür.Genel Durumu şöyledir: Ekonomik yönden; maliye iflas etmiş, yıllık enflasyon yüzde 300’lerde(Temmuz-Kasım 1914 aralığında %50)[18], tamamen dışa bağımlı ve cari harcamaları dahi karşılayamayacak durumdadır.

Siyasi yönden; Balkanları ve Mısır’ı kaybetmiş, Ortadoğu bölgesinde kalan toprakları için de endişeli bir Osmanlı İmparatorluğu vardır. Etnik gruplarındaki milliyetçilik ve ayrışma hareketleri nedeniyle, Anadolu’da dahi güvenlik sorunları en üst düzeydeydi. İmparatorluk, İngiliz ve Fransızlar’ın Ortadoğu konusundaki niyetlerini ve -sanılanın aksine- petrolün yeni dönemdeki önemini son derece iyi bilmekteydi. Öte yandan yüzyıldan fazla süredir aralıklarla savaştığı Rusya’nın da Boğazlar ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi üzerindeki hedeflerinin farkındaydı.

Askeri yönden; Balkan Savaşları sonucunda ordunun son derece zayıflamış yapısının ortaya çıkmasına rağmen, İttihat-Terakki Hükümeti iki yıldan kısa bir sürede bu yapıyı reforme ederek, yeni bir ordu yaratma başarısı göstermiştir. Hükümet, ordu yapısı içerisindeki alaylı/okullu sistemini değiştirerek, okullu subayları faal birliklere, alaylı subayları da ya emekliye ya da geri görevlere sevketmiştir. Öte yandan personel yapısında çok başarılı bir değişim gösteren ordu, aynı başarıyı -ekonomik nedenlerden dolayı- teknoloji ve silahlar yönünde yakalayamamıştır. Alman ekolünün hakim olduğu Osmanlı Ordusu, özellikle lojistik ve sevkiyat konusunda da gerekli düzeyde kabiliyete sahip değildi.

1913 Bab-ı Ali Baskını ile iktidara gelen İttihat-Terakki Hükümeti, savaşın kaçınılmaz olduğunu farkettiği andan itibaren, İngiltere ve Fransa ile uzlaşmak amacıyla çalışırken, Almanya ile de ilişkilerini aynı ölçüde sıkı tutmaya çalışmıştır. Hatta bu öylesine yoğun bir çift taraflı mücadele olmuştur ki, her iki tarafla da son dakikaya kadar görüşmeler devam etmiştir.[19] İngiltere ile yapılan görüşmelerde Osmanlı Hükümeti’nin ittifak için temel beklentisi olan savaş sonrası toprak bütünlüğünün garanti altına alınması isteği, İngiliz tarafından ancak savaş sonrası görüşülebileceği şeklinde yanıtlanmıştır.[20] İngiltere ve Fransa ile ittifakı sağlayamayacağı kesin görünen İttihat ve Terakki hükümeti, 2 Ağustos 1914 günü Almanya ile gizli bir ittifak antlaşması (Osmanlı-Alman Gizli Antlaşması) imzalayarak savaşa İttifak güçleri yanında girmeyi taahhüt etmiş ve silahlı kuvvetlerinin genel sevk ve idaresi için bir Alman askeri heyetini yetkili kılmayı uygun görmüştür.[21]

Anlaşmadan haberdar olan İngiltere, Osmanlı Devleti’nin sipariş ettiği iki zırhlıyı Osmanlı Devleti’ne teslim etmekten vazgeçer. Rauf Orbay ve ekibi Londra’dan eli boş döner. Kalabalık bir İngiliz donanmasının Çanakkale Boğazı’na kadar kovaladığı Goben ve Breslav adlı iki Alman zırhlısının Çanakkale Boğazı’ndan geçmesine izin verilir. İki gemi 11 Ağustos’ta İstanbul’a gelir. İngiltere’nin bu durumu yansızlığın ihlali olarak değerlendiren bir nota vermesi üzerine, Alman zırhlıları Osmanlı donanmasınca ‘satın alınmış’ ve gemi mürettebatı fes giydirilerek Osmanlı hizmetine alınmıştır. Goeben (Yavuz Muharebe Kruvazörü), Breslau ise (Midilli Kruvazörü) ismini almıştır.

26 ekimde Osmanlı donanması bir keşif tatbikatı için hazırlanma emri aldı ve ertesi gün toplanma bölgelerine gitmek için Haydarpaşa’dan ayrıldı. 28 Ekimde Osmanlı filosu 4 ayrı görev gücüne ayrılarak Rusya kıyılarında farklı hedeflere yöneldi. Koramiral Souchon 29 ekim 1914 sabah 6:30’da 3 Osmanlı destoreyerinin refakatinde bulunan Goeben ile Sivastopol’daki kıyı bataryalarına ateş açtı. Hamidiye kruvazörü 6:30’da Kefe’ye geldi ve yerel yetkilileri 2 saat içinde çatışmaların başlayacağı konusunda uyardı. Hamidiye 9:00 da bir saat süren bir ateşe başladı ve daha sonra da Yalta’ya giderek burada 7 Rus ticaret gemisini batırdı. 2 Osmanlı destroyeri 6:30’da Odessa’ya hücum etti ve 2 Rus gambotunu batırarak birkaç tahıl silosunu tahrip etti. Breslau kruvazörü ve ona eşlik eden osmanlı destroyeri Novorossisk’e geldi yerel yetkilileri uyararak 10:30’da kıyı bataryalarına ateş etti ve 60 mayın döşediler. Limandaki 7 gemi hasar gördü, biri battı.

30 Ekim günü Rusya Osmanlı Devleti’ne savaş açmış, bundan birkaç saat sonra Enver Paşa, Osmanlı Devleti’nin Rusya’ya savaş ilan ederek, savaşa İttifak Bloku yanında girdiğini duyurmuştur. Bu duyurudan sonra İngiltere ve Fransa, Osmanlı Devleti’ne savaş ilan etmiştir.

[1][2][3][22][23][24]

Daha çok bilgi için: Osmanlı-Alman İttifakı

Daha çok bilgi için: Yavuz ve Midilli Olayı

Bulgaristan

Osmanlı Devleti’nin gerilemeye başlaması ve Çarlık Rusyası’nın da desteğiyle, Balkanların tümünde olduğu gibi Bulgaristan’da da ulusal kurtuluş hareketi alevlenmiş, 93 Harbi’nden yenilgiyle çıkan Osmanlı Devleti, Bulgaristan’ı 1878 yılında içişlerinde bağımsız prenslik olarak, 1908 senesinde ise tam bağımsız çarlık olarak tanımıştır.

Bulgaristan Krallığı’nın,Balkan Savaşları sonrası konumu,Yunanistan-Sırbistan-Karadağ-Romanya ile batıda Osmanlı İmparatorluğu arasında sıkışmasına yol açmıştı.Savaş öncesi dönemde diğer Balkan Devletleri ile olan düşmanlığı,Bulgaristan için Almanya ile ittifaktan başka bir seçenek bırakmamıştır.[1]
Savaşın Çıkışı

Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Veliahtı Franz Ferdinand,28 Haziran 1914 günü Saraybosna’yı ziyaretinde bir Sırp Milliyetçisi olan ‘Princip’ tarafından öldürüldü. İki devleti bir arada tutan tek unsur olan Habsbourg Hanedanı’nın tek veliahtı öldürülmüştü. Avusturya Hükümeti’nin tepkisi çok sert oldu.Fakat Rusya’yı tek başına karşısına almaya çekinen Avusturya, öncelikle Almanya’ya danıştı. Almanya’nın verdiği üstü kapalı desteğin ardından, Avusturya Sırbistan’a 48 saat süreli ve bağımsız bir devletin kabul edemeyeceği ağır bir nota verdi.Sırbistan bu notaya-Rusya’nın desteğiyle-,kaçamak yanıtlar verdi.Bunun üzerine Avusturya,28 Temmuz 1914’te Belgrad’ı bombalamaya başlayarak , Sırbistan’a savaş ilan etti.Bunun üzerine Rusya 31 Temmuz’da genel seferberlik ilan etti.Daha önceden Rus Seferberliği’ni savaş ilanı kabul edeceğini açıklamış bulunan Almanya, 1 Ağustos’ta Rusya’ya, 3 Ağustos’ta da Fransa’ya savaş ilan etti.Almanya, barış zamanında hazırlamış olduğu ‘Schlieffen Planı’ uygun olarak,Fransa’yı heen ezip seferberliğini tamamlama çabası içinde bulunan Rusya’ya sonra dönmek istediğinden,Fransa’ya saldırıda en kolay yol olanFlander Düzlükleri’nden ordusunu geçirmek istedi ve bunun için Belçika’ya ‘Zararsız Geçiş Hakkı’ için başvurdu.Tarafsız bir ülke olan Belçika,İngiltere’ye danıştıktan sonra Almanya’nın önerisini reddedince,Almanya 4 Ağustos 1914 tarihinde Belçika’ya saldırdı ve İngiltere de Almanya’ya savaş açtı.Böylece,4 Ağustos 1914 tarihine gelindiğinde üç cephede savaş başlamıştı:Alman-Fransız Cephesi,Alman-Rus Cephesi ve Avusturya-Sırbistan Cephesi.[25]

[26][27][28]
Cepheler

Savaş başında, taraflar arasında , savaşın süresinin çok da uzun olmayacağı konusunda, neredeyse bir fikir birlikteliği vardı. Almanya, Schlieffen Planı (1905) ile Fransa’yı altı hafta gibi kısa bir sürede devredışı bırakacağını varsayıyordu. Bu planı 4 Ağustos 1914 tarihinde Belçika’ya saldırarak uygulamaya koysa da, Belçika’nın umulandan daha uzun süre dayanması sonucunda (plandan 12 günlük bir gecikmeyle Liege ele geçirilebildi), Almanya Schlieffen Planı’nın başarısızlığı ile karşı karşıya kaldı. 6-12 Eylül 1914 I. Marne Muharebesi, savaşın akıbeti hakkında taraflara bir fikir vermişti. Schlieffen Planı başarısız olduktan sonra Almanya’nın alternatif bir planı yoktu ve gecikmeler sonucunda Rusya seferberliğini tamamlamak üzereydi.

Almanya’nın hızlı bir harekatı sonuca ulaştıramamasının ardından, I. Dünya Savaşı’nın yeni ve belirleyici bir özelliği olan ‘siper savaşı’ başlamış oldu.

I. Dünya Savaşı’nda cepheleri 2 ana başlıkta toplanabilir.[29][27][14][28]
Batı Cephesi

Ana madde: Batı Cephesi (I. Dünya Savaşı)

Batı Cephesi, Almanya’nın batısında kalan Avrupa topraklarında, esas olarak Belçika, Hollanda ve Fransa’yı yani Batı Avrupa’yı içine alan cephedir.
Doğu Cephesi

Ana madde: Doğu Cephesi (I. Dünya Savaşı)

Doğu Cephesi, I. Dünya Savaşı’nda Orta Avrupa ve Doğu Avrupa’da, Almanya’nın, Avusturya-Macaristan’ın ve Bulgaristan’nın doğusunu, Rusya’nın ve Romanya’nın ise batısında kalan cepheye denir.

Osmanlı Cepheleri

Osmanlı İmparatorluğu’nun o zamanda savaştığı 8 cephe vardır. Bunlar:

Kafkasya Cephesi
Çanakkale Cephesi
Filistin Cephesi
Mezopotamya Cephesi
Yemen – Hicaz Cephesi
Irak Cephesi
Galiçya Cephesi
Makedonya Cephesi

Kafkasya Cephesi

Ana madde: Kafkasya Cephesi
Ana madde: Sarıkamış faciası

Enver ve Otto von Feldmann Sarıkamış Harekatında cephe birliklerini izliyorlar.

Enver Paşa kumandasındaki Türk ordusu 21 Aralık 1914’te (o zamanki Rus sınırı olan) Köprüköy – Eleşkirt hattında hücuma geçti. Sarıkamış yakınında Allahüekber Dağlarına ulaşan ordu burada 1915 Ocağının ilk haftasında ağır bir yenilgiye uğradı. 130.000 kişilik asker mevcudunun 60.000’i çarpışmalarda veya soğuktan donarak şehit oldu. Geri kalanlar esir düştü.

Grandük Nikola kumandasındaki Rus ordusu bir yıllık bir bekleyişten sonra 13 Ocak 1916’da Erzurum cephesinde harekete geçti. 16 Şubat 1916’da Erzurum, 3 Mart’ta Bitlis ve Muş, 18 Nisan’da Trabzon, 24 Temmuz’da Erzincan düştü. Ancak Ağustos ayında Bitlis ve Muş geri alındı.

Rusya’da 1917 Mart ayında Çarlık rejimine karşı başlayan ayaklanma Kasım ayında Bolşevik rejimin kurulması ve 1918 Ocak ayında Rus ordusunun dağılması ile sonuçlandı. Rus ordusunun çekilmesi üzerine, onların boşalttığı alanlarda Antranik Ozanyan komutasındaki Ermeni birlikleri Batı Ermenistan Geçici Hükümeti ilan ettiler. Ancak hücuma geçen Türk ordusu karşısında tutunamayarak dağıldılar. 26 Şubat 1918’de Erzincan, 27 Şubat’ta Trabzon, 12 Mart’ta Erzurum, 2 Nisan’da Van kurtarıldı.

3 Mart 1918’de imzalanan Brest Litovsk Antlaşması ile Rusya savaşta kazandığı toprakları terkederek 1878 öncesi sınırlara dönmeyi kabul etti. Bu sırada Tiflis’te kurulan Transkafkasya Cumhuriyeti’nin direnmesi üzerine Halil Paşa kumandasında ileri harekete geçen Türk ordusu 25 Mart’ta Oltu, 3 Nisan’da Ardahan, 5 Nisan’da Batum, 15 Mayıs’ta Gümrü, 20 Temmuz’da Nahcivan’ı aldı ve nihayet 15 Eylül’de Nuri Paşa komutasındaki Kafkas İslam Ordusu Bakü Muharebesi (1918)’i kazanarak Bakü’ye girdi. Ekim başında da bir Türk müfrezesi Dağıstan’da kontrolü ele aldı.

Ancak 30 Ekim’de imzalanan Mondros Mütarekesi uyarınca Türk ordusu işgal ettiği Kafkasya topraklarını bırakarak 1914 sınırına geri çekildi. Türk ordusunun boşalttığı Batum, Ardahan ve Kars’ta kurulan Milli Şura Hükümetleri 1919 ilkbaharında Kafkasya’daki İngiliz kuvvetleri tarafından tasfiye edildi.
Çanakkale Cephesi

Ana madde: Çanakkale Savaşı

İtilaf Devletleri kara ve deniz güçlerinin Çanakkale Boğazını kontrol altına alarak İstanbul’u işgal etme girişimleridir. İstanbul’un işgaliyle Osmanlı Devleti savaştan çekilecek, Almanya bir müttefikini kaybedecek ve Rusya ile güvenli bir deniz ticaret ve ulaşım yolu açılmış olacaktı. 1915 yılının Şubat ve Mart aylarında müttefik donanmasının sahil top bataryalarını susturarak İstanbul’a ulaşma çabaları, Türk sahil topçusu ve mayın hatları nedeniyle başarısız olmuştu. Bunun üzerine İngiltere ve Fransa yüksek komutanlıkları, Gelibolu Yarımadası’nın amfibik bir harekâtla işgal edilmesine karar vermişlerdir. 25 Nisan 1915 günü, yarımadanın altı kumsalında yapılan müttefik kuvvetler çıkartmasıyla Çanakkale Kara Savaşı başlamış oldu. Çıkartma kuvvetlerinin Türk savunması karşısında planlanan başarıyı sağlayamamaları üzerine 6 Ağustos 1915 tarihinde yeni kuvvetlerle Suvla Koyu’nda bir çıkartma daha yapılmıştır. Kurmay Albay Mustafa Kemal’in komuta ettiği birinci ve ikinci Anafartalar Muharebeleri’yle bu ileri harekât da başarısızlığa uğramıştır. 9 Ocak 1916 tarihinde Gelibolu Yarımadası’ndan müttefik kuvvetlerin tahliyesi tamamlanmıştır.
Galiçya Cephesi

Ana madde: Galiçya Muharebesi

Galiçya, Avusturya Macaristan İmparatorluğu’nun kuzeydoğu ucunda yer alıyordu. Bu bölge bugün, bir kısmı ile Polonya’nın güneyinde, diğer kısmı ile Ukrayna’nın batısında yer almaktadır. Galicya’nın güney sınırını Karpat dağları oluşturur. Genel savaş planına göre, Almanya batıda Fransa’nın ‘işini’ halledecek, bu süre boyunca Avusturya Macaristan doğuda Rusya’yı oyalayacaktı. Ancak Avusturya Macaristan bu işi başaramadı. Rusya orduları Karpat dağlarının kuzey eteklerine kadar yanaştı. Bunun üzerine Almanlar doğu cephesinin merkezi Galicya’ya Türk kuvvetlerinin gitmesi konusundaki Enver Paşa’nın teklifini kabul ettiler. Daha önce Çanakkale’de savaşmış 19. ve 20. Tümenler’den 15. Kolordu oluşturularak, Temmuz 1916’dan itibaren yaklaşık 30.000 asker her tabur bir tren katarına denk gelecek şekilde, trenle yola çıkarıldı. Eylül1916’da intikal tamamlanmıştı. Kolordunun komutanı, Kurtuluş Savaşı’nda da önemli görevler üstlenen Yakup Şevki Subaşı’ydı. Kasım 1916’da görevi Cevat Paşa’ya devredecektir. Türklerin Avrupa’da savaştığı üç cepheden biri Galicya idi. Genellikle Romanya cephesi ile karıştırılır. Türklerin asıl olarak savaştığı yer, Berezhany kasabası çevresidir. Berezhany ile Rohatin kasabası arasındaki yol üzerinde, sağ taraftaki dağın yamaçlarında halen Türk şehitliği vardır. (Rohatin, tarihte Hurrem Sultan olarak bilinen Kanuni Sultan Süleyman’ın eşinin doğduğu şehirdir.)Bunun yanında, yöredeki diğer köylerde de küçük Türk şehitlikleri bulunmaktadır. Şehitlikler Ekim 2008 tarihi itibarıyla bakıma alınmıştı. Bunda Kiev Türk Büyükelçiliği askeri ateşesinin ve Ukrayna’da bulunan Türk işadamlarının büyük katkısı olmuştu. Türk askerlerinin savaştığı bölge, bugün ormanlıktır. Savaş sırasında kullanılan mevziler bugün bile net olarak görünmektedir. Bu haliyle, Çanakkale’nin 30 yıl önceki haline benzetilebilir.
Yemen-Hicaz Cephesi

Halk arasında “Yemen Cephesi” adıyla da anılır. I. Dünya Savaşı boyunca Osmanlı İmparatorluğu 4 Tümenlik bir kuvvetle Arabistan’daki kutsal İslam şehirlerini korumaya çalıştı. 7. Kolordu’nun birer tümeni Hicaz, Asir, San’a ve Hudeybe’de konuşlandırılmıştı. Uzaklık sebebiyle bu tümenlere yeni asker, malzeme ve silah desteği sağlanamıyordu. 1916 yılında İngilizlerin kışkırtmasıyla, Araplar kendilerini koruyan Osmanlı Kuvvetlerine karşı ayaklandı Mekke Emiri Şerif Hüseyin, bağımsızlığını ilan etti. Yemen’de İmam Yahya Osmanlılar’a bağlı kalırken Asir’de Seyyid İdris de ayaklanmaya katıldı. 1917 Şubatında Hicaz Seferi Kuvvetler Komutanlığı’na atanmak üzere, Şam’a gelen Mustafa Kemal Paşa, Hicaz’ın boşuna savunulmayıp boşaltılmasını istedi. Manevi sebeplerden dolayı bu istek uygulanmadı. Komutanlık ataması da yapılmadı. Bin bir güçlükle Medine’yi, Yemen’i, Asir’in kuzeyini I. Dünya Savaşı sonuna kadar savunan 7. Kolordu Mondros Mütarekesi’nden bir müddet sonra, 23 Ocak 1919’da teslim oldu. Dönüşte kutsal emanetler İstanbul’a getirilmiştir.
Filistin Cephesi
“The Trumpet Calls (Trampet Çağırıyor)”: Avustralya’da 1914-1918 arasında kullanılan askeri alma posteri (Norman Lindsay)

İngilizler 1914 yılı Aralık ayında Türk dostu saydıkları Hidiv Abbas Hilmi Paşa’yı yönetimden uzaklaştırarak, Mısır ve Süveyş Kanalı’na tamamen egemen oldular. Bahriye Nazırı ve 4. Ordu Komutanı Cemal Paşa’nın, 14 Ocak 1915’te 80.000 asker, 25.000 deveyle iki koldan Süveyş Kanalı’na yaptığı harekât (1. Kanal Savaşı) başarılı olamadı.Kanalı şişme botlarla aşmaya çalışan Osmanlı birlikleri ağır makinalı tüfek atışları sebebiyle daha kıyıya varamadan ağır kayıplar verdi. 4 Şubat 1915’te Birüsseba-Gazze’ye geri dönüldü.

1916 yılında Süveyş Kanalı’nı almak için 2. Kanal Harekâtı yapılırken, Mekke Emiri Şerif Hüseyin İngilizlerin kışkırtmasıyla Osmanlı Devletine karşı ayaklandı. Ayaklanmanın bastırılması için 4. Ordu’dan bir kısım birlikler Hicaz’a gönderildi. Ordunun geri kalan kısmıysa, Gazze-Şeria-Birüsseba hattında savunmaya çekildi. 1917 baharında İngilizler, Gazze’ye saldırdı. 1. ve 2. Gazze Muharebeleri yapıldı. İngilizler Türklerin kahramanca savunması karşısında çekilmek zorunda kaldılar. Takviyelerini artırmaya başlayan İngilizlerin Filistin Cephesinde toplanmaları üzerine, Cemal Paşa’nın uyarısıyla Yıldırım Ordularının Irak cephesinde kullanılmasından vazgeçilerek Filistin ve Suriye’de kullanılması kararlaştırıldı. Aynı yıl 7. Ordu Komutanlığına atanan Mustafa Kemal Paşa, Yıldırım Ordular Komutanı General Liman von Sanders ile anlaşamadı. Harbin yönetimini tenkit eden iki rapor yazarak 6 Ekim 1917’de komutanlıktan istifa etti. Mustafa Kemal elde kalan birliklerle ancak savunma savaşı yapılabileceğini, Falkenhayn’ın saldırıya geçme fikrinin tamamen yanlış olduğunu düşünüyordu. Savaş hazırlıklarını tamamlayan İngilizler, 24 Ekim 1917’de 138.000 askerle taarruza başladılar. Birüsseba-Gazze Savaşı’nı kazandılar. 9 Kasım 1917’de[Kaynak belirtilmeli] Kudüs düştü.

General Allenby komutasındaki İngiliz kuvvetlerinin Mart 1918 başı ile 18 Mayıs arasındaki Telazur, 1. ve 2. Salt-Amman taarruzları başarıyla durduruldu. Yığınaklarını artıran ve mevcudu 550.000’e yükselen İngiliz ordusunun 19 Eylül 1918’de Filistin’de başlattığı taarruz hızla gelişti ve Filistin tamamen İngilizlerin eline geçti. (Nablus Hezimeti)
Irak Cephesi

Bu cephe, İngilizlerin petrol sahalarını ele geçirmek amacıyla, 15 Ekim 1914’te Bahreyn’i ve 23 Kasım 1914’te Basra’yı işgali üzerine açıldı. Yerli askerlerle karışık Osmanlı kuvvetleri işgale karşı koyamadı. İngilizler, İran’da Ahvaz’ı da ele geçerdiler. 20 Aralık 1914’te, Basra’yı geri almak amacıyla cephe komutanlığına atanan, Yzb. Süleyman Askeri Bey aşiretlerden ve gönüllülerden yararlanarak topladığı kuvvetle, 12 Nisan 1915’te taarruz etti. Şuaybiye Savaşında başarılı olamadı ve intihar etti. İngilizler Kutü’l Ammare’yi de ele geçirip Bağdat’ı almak için, General Townshend komutasında saldırdılar. Türk Kuvvetleri, İngilizleri Selmanpak’ta durdurdu. Kanlı çarpışmalardan sonra İngilizler, 26 Kasım 1915’te çekildiler. Kut ül Amare’de 8 aralık 1915’te kuşatılan İngiliz birlikleri, beş ay süren bir direnişten sonra 28 Nisan 1916’da teslim oldu. General Townshend dahil 13.399 esir alındı. Fakat insan gücü çok fazla olan İngiltere ertesi gün Hindistan’dan getirdiği 150.000 askeri bölgeye çıkarttı.

1916 yılı başında bir kısım İngiliz birlikleri General Townshend’in yardımına geldiyse de İran’da Hemedan’a kadar sürüldüler. İngiliz birlikleri 1917 yılı başında bekledikleri güce ulaştılar. Taarruza geçtiler. 11 Mart 1917’de General Maude yönetimindeki İngiliz birlikleri Bağdat’a girerken Halil Paşa’nın komutasındaki Osmanlı askerleri Bağdat’ı boşalttı.

Türk kuvvetlerinin Bağdat’ı geri alma teşebbüsü başarılı olamadı. Samerra’yı da ele geçiren İngiliz Ordusu, Musul’a doğru ilerlemeye başladı. Bağdat’ı geri almak için 6. Ordu’yla Halep’te kurulan 7. Ordu birleştirilerek General Falkenhayn komutasında Yıldırım Ordular Grubu kuruldu. Halep’te hazırlıklar sürerken, İngilizler Tikrit’e kadar ilerlediler.

1918 yılında aldıkları takviyelerle iyice güçlenen İngiliz birlikleri, petrol yataklarının bulunduğu Musul’a giremediler. Ancak, ne yazık ki, Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasından üç gün sonra 3 Kasım 1918’de, mütarekeye aykırı şekilde burayı işgal ettiler.
Makedonya Cephesi

Şablon:Kaynak Sırbistan’ın İttifak Devletleri’nce işgal tehlikesi belirince, bir Fransız tümeni Çanakkale’den getirilerek, 5 Ekim 1915’te Selanik’te karaya çıkarıldı. Bir İngiliz tümeniyle bir Fransız tugayı da daha sonra bu birliğe katıldı. Böylece Makedonya cephesi açılmış oldu. 20. Türk Kolordusu ile birtakım Alman ve Bulgar birlikleri İngiliz ve Fransızların karşısında yer aldı. 1916 yılında İngiliz, Fransız ve Sırp askerlerinin sayıları 250.000’e ulaşınca 10. Türk Kolordusu da 17 Kasım 1916’da cepheye geldi. 10 Aralık 1916’da Yb.Şükrü Naili Gökberk komutasındaki 50.Tümen Drama civarında düşmanla savaştı. Cephedeki küçük taarruzların yanında en önemli olay, 11 Aralık 1916’da, Manastır’ın İtilaf Devletleri’nin eline geçmesidir.

1917 yılı küçük muharebelerle geçti Türk Kuvvetleri Kavala-Serez hattında savaştı. 27 Haziran 1917’de Yunanistan İtilaf Devletleri safında savaşa girdi. 29 Mayıs 1918’de İngiliz, Fransız, Yunan ve Sırp kuvvetleri büyük bir taarruz başlattı. Bulgar ordusu yenildi. 29 Eylül’de Bulgaristan, Selanik Ateşkes Antlaşması’nı imzalayıp, savaştan çekildi. Topraklarından İtilaf Devletleri’ne ait askeri birliklerin geçmesine de izin verdi. İtilaf Devletleri üç koldan Balkanlar’da ilerlemeye başladı. Bu kollardan biri İstanbul’u hedef almıştı.
1914 Yılında Cepheler
a)1914 Yılında Batı Cephesi

Schlieffen Planı’na göre altı haftada Fransa’yı düşürmeyi öngören Almanya, Belçika’nın direnmesi sonucunda bu planda başarısız olmuştur.Almanya’nın ‘Yıldırım Harekatı’ Marne Muharebeleri ile engellenmiştir.

Batı Cephesi’nde savaş, 1914 yılında, siper savaşına dönmüştür.

[26][27][28]
b)1914 Yılında Doğu Cephesi

Doğu Cephesi’nde savaş, 2 Ağustos 1914’te Avusturya’nın Sırbistan’a saldırısı ile başladı. Avusturya, Bosna yolu ile Belgrad’a doğru ilerledi.Avusturya’nın Belgrad’a kolayca gireceği sanılırken, Belgrad ancak üç ay sonra düştü. Ardından iki hafta sonra Sırplar, Belgrad’ı tekrar geriye aldılar.Avusturya Orduları, Tuna’nın kuzeyine çekilmek zorunda kaldılar.Bu olay Avusturya’nın güçsüzlüğünü ortaya koyması bakımından önemlidir. Almanya, Batı Cephesi’nde Fransız direnişiyle karşılaştıktan sonra, doğuda da Avusturya’ya güvenemeyeceğini anlamıştır.

Rusya, seferberliğini beklenenden kısa sürede tamamlayarak, 17 Ağustos 1914 ‘te Doğu Prusya’ya girdi.Rusya’nın ilerlemesi karşısında doğudaki Alman Orduları’nın başına Hindenburg ve Ludendorff getirildi.Alman Orduları, Rus Orduları karşısında geri çekilmeye başlayınca, Rus Orduları’nın komutanı Samsonov, Alman Orduları’nın bozgun halinde geri çekildiği düşüncesine kapıldı.Rus Orduları, haberleşmede şifre kullanmayı bıraktı ve hızla Almanya içlerine doğru ilerleyerek, ikmal merkezleriyle olan bağlantılarını zayıflattı.Gerçekte Alman Generalleri, Rus Orduları’nı bilinçli olarak Tannenberg Bölgesi’nde oluşturdukları pusuya doğru çekiyorlardı.Sonunda Rus Ordusu, çember altına alınarak Tannenberg Bölgesi’nde yenilgiye uğratıldı ve 120.000 Rus Askeri esir alındı.Almanya büyük bir zafer kazanmıştı.Rusya vurucu gücünü yitirmişti. Bundan sonra Batı Cephesi’nde Fransa’nın yükünü hafifletmek isteyen İngiltere ve Fransa, Rusya’ya acil silah yardımı yapmak amacıyla 1915 yılındaki Çanakkale Savaşları’na yol açacak planlarını oluşturmaya başlamışlardır.

Diğer taraftan Avusturya, Galiçya Cephesi’nde Rusya’ya karşı bir üstünlük elde edemedi.Bu cephede uzun ve kanlı savaşlar sonucunda taraflar biribirine karşı bir avantaj elde edememiştir.

[26][27][28]
1915 Yılında Cepheler
1915 Yılında Batı Cephesi

1915 Yılında Batı Cephesi,İsviçre sınırından Manş Denizi’ne kadar uzanan ve yıl boyunca taraflara somut hiçbir şey kazandırmayan; uzun ve son derece kanlı muharebelerden oluşmaktaydı..Siper savaşının kanlı ve sonuç almaktan uzak niteliği yüzünden bu dönemde (zehirli gazların da yoğun kullanımıyla) binlerce kişi ölmüştür.1915 Sonbaharı’na kadar geçen sürede Batı Cephesi kayıpları şöyledir: İngiltere 60.000, Fransa 190.000, Almanya 210.000 kişi.

Diğer yönden, Almanya 1915 yılı içerisinde İngiltere’yi(bu savaşta ilk kez kullanılan) Zeplin’ler ile havadan bombalamaya başladı.Bu bombardımanlar 1916 yılına kadar sürdü.Ağır ve kolay hedef olan Zeplin’ler önemli zayiata yol açamadı (İngiltere’de 11.000 kişi bu saldırılarda ölmüştür.) ve 1916’da Almanya Zeplin Bombardımanı’nı kesti. Fakat, İngiltere kamuoyu üzerinde bu bombardımanların etkisi büyük oldu.Bir ada ülkesi olan İngitere’de ilk kez bir saldırıyla karşılaşan halkta Almanya’ya karşı büyük bir nefret uyandı.Günlük yaşam savaş algısıyla bozuldu.

Savaşın getirdiği bir diğer teknolojik yenilik de Almanlar’ın kullandığı U-Boat(Unterseeboot)’tur. Almanlar denizaltı kullanımıyla, savaş gemilerinin yanında ticaret gemilerini de batırarak, lojistik yönünden başta İngiltere olmak üzere tüm rakip devletlere ciddi zararlar vermiştirler.

[26][27][28]
1915 Yılında Doğu Cephesi

1915’in kış aylarında Rusya’ya karşı yapılan Almanya-Avusturya ortak harekatı başarılı oldu ve Almanya-Avusturya Birlikleri iki hafta içerisinde Rusya içinde 120 Km.ilerlediler.Rusya’nın talebiyle Osmanlı Devleti üzerinden yeni bir cephenin açılması bu dönemde kararlaştırıldı.(Çanakkale Cephesi)[26][27][28]
1916 Yılında Cepheler
1916 Yılında Batı Cephesi

1916 Yılı savaşları da taraflarına hemen hemen hiçbir avantaj kazandırmamıştır.Bu yılın Batı Cephesi’ndeki en önemli savaşları, Verdun Bölgesi’nde olmuştur.Bu savaşlar, aynı zamanda 1.Dünya Savaşı’nın da en kanlı savşlarıdır.İngiltere tarafından,denizden sıkı bir ablukayla kuşatılmış olan Almanya-zaten sınırlı sayıdaki sömürgelerinden lojistik sağlayamıyordu-, savaşın uzamasının en büyük zararı kendisine vereceğini biliyordu.Schlieffen Planı’nda arkasından dolaşmayı tasarladığı Verdün’ü düşürüp Paris’e girmek ve hiç olmazsa Batı Cephesi’nde savaşı bitirmek istiyordu. Başlangıçta başarılar kazanan Almanya, sonradan Fransız komutan Mareşal Petain’in uyguladığı cephe gerisi stratejisi-Fransa’nın diğer bölgeleri ile Verdun arasındaki ulaşım olanaklarının arttırılması ve lojistik sağlamada kolaylık-ile birlikte sonuca gidememiştir. Verdun Savaşları,Şubat 1916-Haziran 1916 arasında sürmüş ve çok sayıda kayba neden olmuştur.(Fransa 350.000, Almanya 300.000) Buna karşın, her iki taraf da bir sonuca ulaşamamıştır.Daha sonra İngiltere, Somme Bölgesi’nden bir karşı saldırıya geçmişse de bunda başarılı olamamıştır.İngilizler’in, bu saldırının ilk gününde 60.000 olmak üzere toplam kaybı 420.000 kişi olmuştur.

1916’da, Batı Cephesi’nde ölü sayısı 1.263.000’tür.Ayrıca ilk kez bu cephede-savaş tarihinde-tank kullanılmıştır.

[30][31]
1916 Yılında Doğu Cephesi

1915’in sonlarında İtalya savaşa dahil oldu.Yine aynı dönemde Bulgaristan’da savaşa katıldı. Bu iki katılım ile savaş güçleri her iki taraf için de dengelendi.1916’da Romanya, Almanya ve müttefiklerine savaş açtı. Doğu Cephesi’nde açılan bu yeni rota, Alman ve Avusturya Orduları’nın dört ay gibi kısa bir sürede -1916 Aralık ayında-Bükreş’e girmesiyle son buldu.

Bunun dışında, Doğu Cephesi’nde de Batı Cephesi’nde olduğu gibi,1916 yılında yapılan savaşlar,iki tarafa da bir üstünlük sağlamadı.

[26][27][28]
1917 Yılındaki Gelişmeler
Denizaltı Savaşları

Askeri açıdan değerlendirildiğinde, Üçlü İttifak ,1917’ye kadar olan dönemde başarılı görünmektedir.Fakat, savaş uzadıkça Almanya için sıkıntılar had safhaya çıkmaya başlıyordu.Sömürgelerinin lojistik desteğine rahatlıkla ulaşan İngiltere ve Fransa, denizden abluka altına aldığı Almanya’ya aynı şansı tanımıyordu.Almanya bu ablukayı denizaltıları ile kırmaya çalışıyordu.Bu amaçla deniz savaşlarına ağırlık vermişti.

[26][27][28]
ABD’nin Savaşa Girmesi

Almanya’nın denizaltı savaşına yönelmesi, ABD’nin dış ticaretine çok olumsuz etki yapmıştı. Aynı zamanda, Almanya’nın kurmaya çalıştığı Alman-Meksika İttifakı’da ABD’de büyük bir tepkiye yol açmıştı.(Almanya ABD’nin savaşa girmesi durumunda Meksika’nın ABD’ye saldırmasını istiyordu.)

Bu iki nedenin ABD’de kamuoyu oluşturmasıyla, Amerikan Kongresi 6 Nisan 1917’de Almanya’ya savaş ilan etti.

ABD’nin savaşa girmesi, aynı zamanda dönemin en büyük ekonomik imkanlarına sahip olan bir devletin savaşa girmesi demekti.Bu da savaşın kaderine çok önemli etkilerde bulunmuştur.

[26][27][28]
Rus İç Savaşları
1917 Şubat Devrimi

1905 Devrimleri ile son dönemecine giren Çarlık Rusyası, Tannenberg Savaşı’nda kaybettiği gücünü –Çanakkale Savaşları sonucunda da yardım alamayarak- savaşın sonuna kadar toparlayamadı. Bunun üzerine Menşevikler (Beyaz Ordu) ülkede Şubat Devrimi (Menşevik Devrimi)’ni yaptılar. Çarlığa göre daha demokratik bir ortam getirdiler. Menşeviklerin iktidara gelişi, Rusya’nın tüm saldırılarını durdurmasını sağladı.
1917 Ekim Devrimi

Bolşevik Partisi öncülüğünde işçiler, köylüler ve askerler 1917 yılının Ekim ayında gerçekleşen Bolşevik Devrimi (Ekim Devrimi)’ni yaptılar.Bunun sonucunda, Rusya Brest-Litowsk Antlaşması’yla tamamen savaştan çekildi. Böylece Doğu Cephesi düşmüş oldu.Fakat, Almanya için bu olay savaşın kazanılmasına yol açmamıştır. Ama Osmanlı için, bu olay eski doğu sınırlarına geri dönüş anlamına geri geliyordu.

[26][27][28]
Savaşın Sonuçlanması

1918 Yılı Almanya için sonun başlangıcı olmuştur.Sınırlı kaynakları ile abluka altında, hammadde ve gıda sıkıntısı had safhaya ulaşan Alman Devleti’nde, Rusya’dan, Ekim Devrimi sonucunda hızla yayılan Bolşevik Hareketleri ile grevler ve ayaklanmalar başlamıştı.Bu grevleri önlemeye çalışan hükümet, çok kritik bir hata yaparak, grevcileri -ceza olarak-savaş alanlarına sürdü.Grevciler, bu sefer de Alman Ordusu içerisinde isyanlara ve itaatsizliklere yol açtılar. 1918’de savaş tamamen İttifak Devletleri aleyhine dönmüştü.Rusya’nın savaştan çekilmesiyle, Doğu Cephesi’ndeki gücünü Batı Cephesi’ne kaydıran Almanya, mart ayında General Ludendorff komutasında büyük bir saldırı başlattı.Bu saldırı sonucunda Almanya kısmen başarılı olup cepheyi yarmayı başarsa da, Alman Ordusu içerisindeki isyancılar ve karşı tarafta da Amerikan Tankları’nın cepheye sokulması ile daha fazla ilerleyemedi.İtilaf Devletleri, Alman Ordusu’nu geriye doğru püskürtmeye başladı.Bu saatten sonra, artık İttifak Devletleri için yapılacak pek bir şey kalmamıştı.

İtilaf Devletleri’yle tek tek İttifak Devletleri arasında yapılan mütarekelerle çatışmalar resmi olarak sonlandırılmıştır. Bu mütarekeler, Bulgaristan ile 29 Eylül 1918 tarihinde Selanik Ateşkes Antlaşması, Osmanlı Devleti ile 30 Ekim 1918 tarihinde Mondros Ateşkes Antlaşması, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ile 3 Kasım 1918 tarihinde Villa Giusti Antlaşması ve Almanya ile 11 Kasım 1918 günü Rethondes Antlaşması’dır.

[32][2][14]
Kullanılan teknoloji

Dosya:Bombers of WW1.ogg Dosya:Tanks of WWI.ogg

1.Dünya Savaşı, kendinden önceki savaşlardan çok farklı özellikler gösterir.Bu, modern çağlardaki en ağır ve en acımasız insan buluşu olan ‘Topyekün Savaş’tır.20.YY.’dan önceki savaşlar, cephedeydi.Savaşa katılan ülkelerin halkları direkt olarak savaşın etkilerine maruz kalmazlardı.Daha çok gıda ve ihtiyaç maddeleri sıkıntısı halklar üzerinde etkili olurdu. Fakat 1.Dünya Savaşı bu durumu değiştirdi.Cephe gerisi saldırıları, sabotajlar vb. savaş taktikleriyle, savaşan devletlerin sosyal hayatlarını düzenli bir şekilde sürdürmeleri imkansız hale geldi.

1.Dünya Savaşı’nın getirdiği bir diğer savaş tarzı ‘Siper Savaşı’dır.Tahkim edilmiş,ağır silahlarla donatılmış siperlerde,iki tarafın çok ağır insan kayıplarına yol açacak çatışmalar yaşanmıştır.

Yine, savaş tarihinde ilk kez, Almanya Ypres Çatışmalarında klor gazı kullanarak tarihteki ilk kimyasal saldırıyı gerçekleştirmiştir.[Kaynak belirtilmeli] Başlangıçta itilaf devletlerini korkutsa da, gaz maskesi kullanımı ile zehirli gaz saldırıları etkilerini yitirmiştir.

Siper savaşlarında kullanılan silahlar büyük gelişmeler gösterdi. Mitralyözler kullanıldı. Yarı otomatik tüfekler kullanıldı. Normal tüfeklerin atış hızı arttı. Siper dışındaysa, süngü çarpışmaları görüldü. Deniz savaşlarında kullanılan sabit ve hareketli toplar güçlendirildi. 15km. uzağa ateş edebilen sabit toplar kullanıldı.

İlk olarak İngilizler tarafından Batı cephesinde tanklar ve zırhlı araçlar kullanılmıştır. Tank ve uçaklara karşı olarak da tanksavar ve uçaksavar silahlar geliştirilmiştir.

Havada ise, ilk kez uçaktan yararlanılmıştır. I. Dünya Savaşı’nda hava gücü, daha çok istihbarat elde etme ve düşmanın istihbarat almasını engelleme görevlerinde kullanılmıştır. Almanlar ise, yine tarihte bir ilk olarak ‘Zeplin’’leri İngiltere’yi bombalama amaçlı kullanmışlardır.Fakat zeplinlerin ağır ve korumasız olması nedeniyle 1916 yılında faaliyetlerine son vermişlerdir. Bunların yanında, düşmanın yük trenlerini bombalama, donanmaları bombalama gibi amaçlarda da kullanıldı uçaklar.

Denizde ise menzili 15 km’ye varan savaş gemileri ve denizaltılar kullanılmıştır. İlk denizaltı olarak bilinen Alman U-Botları, ABD’nin İngiltere’ye insani ve askeri yardım ulaştırmasını engelleyerek itilaf devletlerine ciddi kayıplar verdirmişlerdir.

Ayrıca haberleşme de gelişmiştir. Güçlü sistemler geliştirilip, karşı taraftan istihbarat alma; ve karşı tarafın farketmeyeceği şekilde haberleşme sistemleri kuruldu.

[1][2][28][27]
Etkileri

Tüm ülkelerden 65.038.810 askerin katıldığı savaş, arkasında resmi rakamlara göre toplam 8.556.315 ölü, 21.219.452 yaralı ve 7.750.945 kayıp veya esir bırakmıştır. [33] I. Dünya Savaşı ülkeler arasındaki sorunları çözümlememiş. Ağır yaptırımlar içeren antlaşmalar, savaş sonrası gelişen aşırı milliyetçilik, yeni oluşan Faşizm ve Nazizm gibi ideolojiler, II. Dünya Savaşı’na zemin hazırlamıştır.

Amerika Birleşik Devletleri

Bilgiye sahip çık!
(ABD sayfasından yönlendirildi)
Atla: kullan, ara
→ Başlığın diğer anlamları için Amerika (anlam ayrımı) sayfasına bakınız.

Şablon:Ülke2 Amerika Birleşik Devletleri 50 eyaletin birleşmesi sonucu kurulan federal bir devlettir. Kuzeyinde Kanada, güneyinde Meksika, doğusunda Atlas Okyanusu, batısında Büyük Okyanus bulunmaktadır. 1492 yılında keşfedilmesiyle Avrupa’dan gelen göçmenler tarafından kurulmuş bir ülkedir. En kalabalık şehri New York’tur.
Konu başlıkları

1 TarihÇE
2 Ekonomi
3 Ordu
4 Spor
5 Dış bağlantılar

[düzenle] TarihÇE

12 Ekim 1492’de Kristof Kolomb Amerika kıtasını keşfettikten sonra ilk olarak İngilizler 1607’de Virginia’da Jamestown’a yerleştiler.

Büyük ekonomik fırsatlar, dini ve siyasi özgürlük haberlerinin çekiciliği ile bir çok ülkeden göçmenler giderek Birleşik Amerika’ya akın ettiler. Göçler en çok 1880-1914 yılları arasında oldu. 1820 ile 1973 yılları arasında ABD 46 milyondan fazla göçmen kabul etmiştir. Bunların çoğu Avrupa’dan olmakla beraber, Latin Amerika, Asya, Afrika, Avustralya ve Kanada’dan da fazla miktarda gelenler oldu. Bugün Kuzey Amerika’nın ilk yerlileri olan Kızılderililer’den Kızılderili soykırımı sonucunda 360.000’e yakın bir nüfus kalmıştır. Bunların çoğu batıda yaşamakla beraber, güney, kuzey, orta bölgelerde de Kızılderili vardır. 300’den fazla birbirinden ayrı Kızılderili kabilesinden en büyüğü, güneybatıdaki Navaho kabilesidir. On yedinci asır başında kızılderili nüfusu Avrupa’nın o tarihteki nüfusundan fazla idi. Ancak bu millet soykırıma tabi tutuldu. Zenciler Amerika’ya önce Afrika’dan köle olarak getirilmiştir.

Abraham Lincoln’un 1863’teki Kölelerin Azad Edilmesi Bildirisi ile bunların hür oldukları, 1865’te Amerikan Anayasası’ndaki on üçüncü değişikliğin onaylanması ile kabul edildi. Bunların torunları şimdi nüfusun yaklaşık % 12’sini meydana getirirler. Zenciler ülkenin her tarafına dağılmışlardır. Chicago şehrinde zenci nüfusu bugün 1940’takinin üç katı yaklaşık olarak iki milyondur. Zenci nüfusun en fazla olduğu yer New York eyaletidir. 20 yılda bir milyona yakın bir artışla 2.402.000 olmuştur.

Avrupalıların göçleri sonunda Amerika’da çeşitli koloniler kuruldu. 4 Temmuz 1776’da 13 Amerikan kolonisi İstiklal Beyannamesi’ni imzaladılar. İngilizlerle yapılan bağımsızlık savaşlarını kazanarak istiklallerini kazandılar. Böylece ABD kurulmuş oldu. 1787’de ilk Anayasası hazırlandı ve George Washington ilk cumhurbaşkanı seçildi. Önceleri Philadelphia’da bulunan federal başkent 1801’de Washington’a nakledildi. 1803’de Leousinia Fransa’dan, 1801’de Florida İspanya’dan satın alınarak ABD topraklarına katıldı. 1860’da kölelik konusundaki anlaşmazlıklar neticesinde Güney Carolina ve altı güney eyaleti birlikten ayrıldı ve bunlar Amerika Konfedere Eyaletlerini kurdular. 1861’de başlayan güney-kuzey içsavaşı 1 Ocak 1863’te güney eyaletlerdeki köleleri hürriyete kavuşturan bir beyannamenin yayınlanması ve buna bağlı olarak 9 Nisan 1865’te Konfedere Eyaletler’in teslim olması ile sona erdi. Bu savaş ABD’ye Guam ve Porto Riko’yu kazandırdı. 1867’de Alaska Rusya’dan 20 milyon dolara satın alındı. 6 Nisan 1917’de Almanya’ya savaş ilan edilerek Birinci Dünya Savaşı’na katıldı. 7 Aralık 1941’de Japonların Hawai’deki Pearl Harbour üssüne saldırması üzerine ABD, İkinci Dünya Savaşı’na da katıldı ve galip devlet olarak çıktı.
[düzenle] Ekonomi

ABD dünyanın en büyük ekonomisidir ve G-8 ülkelerinin başını çeker. Ağır sanayi kuzey ve doğuda, Software ve hafif endüstri daha çok batıda gelişmiştir. Güneyde zengin petrol kaynakları mevcuttur. Güney ve batı aynı zaman da tarım faaliyetleri ile de öne çıkar. Kaliforniya’da üzüm ve şarapçılık meşhurdur. Turizm önemli gelir kaynağıdır. New York bu alanda başı çeker. Detroit’de ise otomotiv sektörü ilerlemiştir.
[düzenle] Ordu

Ordusunun teknolojisi gelişmiştir. Nükleer silahlara da sahiptir. Dünyanın hemen hemen her ülkesinde askeri güç barındıran tek ülkedir. Uçak gemisine sahip bir kaç ülkeden biridir. Ordu NASA ile ortaklaşa projeler de yürütmektedir. Bu projelerin başında Yıldız Savaşları Projesi gelir.
[düzenle] Spor

Ülke’de spor bir kültür halini almıştır. Hemen herkes amatörce de olsa bir spor dalı ile uğraşır. Ülkede en popüler sporlar Amerikan Futbolu, Beyzbol ve Basketbol’dur. Futbol da gittikçe daha yaygın hale gelmektedir.
[düzenle] Dış bağlantılar

Hükümet

Official U.S. Government Web Portal Gateway to government sites
House Official site of the United States House of Representatives
Senate Official site of the United States Senate
White House Official site of the President of the United States
Supreme Court Official site of the Supreme Court of the United States

Genel bakış ve veriler

InfoUSA Portal to U.S. Information Agency resources
Library of Congress Official site of the U.S. Library of Congress
Demographic Highlights Statistics from the Population Reference Bureau
The 50 States of the U.S.A. Collected informational links for each state
United States Encyclopaedia Britannica entry
U.S. Census Housing and Economic Statistics Wide-ranging data from the U.S. Census Bureau
U.S. Citizenship and Immigration Services Official government site
State Fact Sheets Population, employment, income, and farm data from the U.S. Economic Research Service
State Energy Profiles Economic, environmental, and energy data for each state from the U.S. Energy Information Administration

History

Historical Documents Collected by the National Center for Public Policy Research
U.S. National Mottos: History and Constitutionality Analysis by the Ontario Consultants on Religious Tolerance
USA Collected links to historical data

Maps

National Atlas of the United States Official maps from the U.S. Department of the Interior
United States Satellite view at WikiMapia (not affiliated with Wikipedia/Wikimedia Foundation)

Ansiklopedika:Hakkında

Bilgiye sahip çık!
Atla: kullan, ara

Ansiklopedika; herkesin katkıda bulunabildiği, açık kaynaklı, ücretsiz bir online ansiklopedidir.
Ansiklopedika; bağımsız ve tarafsızdır.
Ansiklopedika; tamamen gönüllü bir çalışmanın sonucu oluşturulmuş bir projedir. Amaç, okurların ve yazarların bildiklerinin toplanması, derlenmesi, yayınlanması ve paylaşılmasıdır.
Ansiklopedika; telifli içeriklerin yayımlanmasına izin vermeyen, tamamen bireysel çalışmaların sonucu oluşturulmaya çalışılan bir organizasyondur.
Ansiklopedika; sadece ansiklopedik türde bilgilerin barındırıldığı, ciddi ve kaliteli bir ansiklopedi olmayı amaçlayan bir organizasyondur.
Ansiklopedika içerikler hakkında yorum yapmaz. Farklı ve tarafsız bakış açılarından konuyu ele alır ve bu bağlamda bilgilendirmeye çalışır. Amaç yorum yapmak değil, bilgi sunmaktır.
Ansiklopedika, belirli kural ve yönetmelikler çerçevesinde genişleyen bir ansiklopedidir.

Ayrıca bakınız

Ansiklopedika politikaları
Ansiklopedika

İletişim

Danke’ye mesaj yaz
Konti’ye mesaj yaz
Hektor’a mesaj yaz

Edebi metin

Edebi metin, İnsanların iç dünyasında zevk uyandırmak ve onları etkilemek için ortaya konulan edebi yazılardır. Şair ve yazarlar bu etkiyi gerçekleştirmek için kelimeler üzerine yoğun ve derin anlamlar yükler, kimisi şekil açısından bunu yakalamak ister kimi de anlam açısından.

Edebi metinlerde amaç sadece anlamları sunmak değil aynı zamanda kişiyi etkilemek amaçların en başında gelir. Şair ve yazarlar hayal dünyasını düşünceleriyle yoğunlaştırır ve bunu yazıya döker. Edebi metinleri anlamak için söz ve terkipler, edebi tarzlar hakkında ön bilgie sahip olunmalıdır yoksa işin içinden çıkılamaz. Çünkü okur ilk okuyuşunda anladığını ve keyif aldığını sanar ama işin aslı kelimelerin içine gizlenen derin düşüncelerdir.

Edebi metinlerde en önemli unsur olay ve olay örgüsüdür. Belli bir konu çevresinde var olan birden fazla olayın, sebep-sonuç ilişkisine bağlı bir biçimde oluşturdukları organik bütüne olay örgüsü denir. Hadise veya hadiseler arasında kurgulanmış zincir vardır. Olay örgüsü, birbiriyle hiç ilgisi olmayan olayların rast gele veya peş peşe sıralanması değil, birden fazla olayın sebep-sonuç içinde organik bir bütün oluşturmasıdır.

Diğer bir unsur, şahıslardır. Şahıs kadrosu, hikaye, roman ve tiyatroda anlatılan veya sahnelenen olayları var eden ve yaşayan insan ve insan hüviyetine büründürülmüş varlıklardır. Şahıslara kahraman adı da verilir. Kahramanların iki gruba ayrılır. Bunlardan ilki, düz/yalınkat kahramanlar’dır. Bu kahramanlar, son derece belirgin nitelikleri ile okuyucu karşısına çıkar ve olay örgüsü boyunca herhangi bir değişime uğramazlar. Ne yaparlarsa yapsınlar, hangi ortamda bulunurlarsa bulunsunlar, her zaman ve her yerde tek bir fikrin veya vasfın sembolüdürler. İkincisi ise, yuvarlak kahramanlardır. Yuvarlak kahramanlar, olay örgüsü boyunca yaşanan gelişmelere göre sürekli değişir; zihnen ve ruhen büyürler. Bu sebeple onların ne zaman ne yapacağı pek belli olmaz. Karaktere sahiptirler. Edebi metin kahramanları, asıl veya figuran kahramanlar olabilir.

Başka unsurlar zaman ve mekandır. Zaman ve mekan ile diğer yapı unsurları eşgüdümlü bir şekilde kurgulanır. Edebi metinde tema, eserin merkezinde yer alan temel duygu ve düşünce demektir. Metinde yer alan kelimeler, kelime grupları ve cümleler anlatım bütünlüğünün oluşmasını sağlayan ögelerdir.Bu ögeler anlamlı bir bütün olarak paragrafları oluşturmuş ve paragraflarda metinde anlamlı bir bütün sağlayacak şekilde bir araya getirilmiştir. Seçilen sözcükler, kullanılan ifadeler ,hedef kitleye ve metnin yazılış amacına uygun olmak durumundadır.

Her yazar, kendinden önceki dönemlerdeki edebiyatçıların, hatta kendi döneminin yazarlarının eserlerinden az ya da çok mutlaka etkilenir. Bu etki, eserlerinde kendini hissettirir.

Edebî metinler, mecazla yüklü oldukları için tek bir anlam ifade etmezler. Bu metinlerde anlam okuyucunun ve yazarın o anda içinde bulunduğu psikolojik durumuna, bilgi seviyesine, kültür yapısına göre farklı boyutlar ve yorumlar kazanabilir, Bundan dolayı edebi metinler her okunduğunda farklı anlam değerleri kazanır.

Musevilik

Bu madde Yahudilik dini ile ilgilidir. Yahudi kimli?inin etnik, tarihi ve kültürel y?nleri i?in, Yahudi maddesine bak?n?z.
Yahudili?e ?zgü cisimler (yukar?dan saat y?nünde) ?abat mumluklar?, el y?kama kasesi, Tora’n?n kitaplar?ndan biri ve Tanah, yad, ?ofar ve etrog kutusu.

Musevilik ya da Yahudilik (Arap?a yahūdī Yehud kavmi ve dini; ?branice y?hūdī) [1], ilk olarak ?branilerin Kutsal Kitab? (Tanah) ile gelen, ard?ndan da Talmud’da ve di?er kutsal metinlerde daha da kapsaml? bir ?ekilde incelenip yorumlanan inan? ve uygulamalar bütününe verilen add?r. Yahudilik, ?srailo?ullar? (daha sonra da Yahudi ulusu) ile Tanr? aras?ndaki akde dayal? ili?ki ?eklinde kendini g?sterir. ?lk tek tanr?l? din ya da dinlerden biri olarak kabul edilmekte ve halen günümüzde uygulanan en eski dini gelenekler aras?nda yer almaktad?r. Tarihi, ilkeleri ve eti?i ile H?ristiyanl?k ve ?slam?n yan? s?ra, kimi semavi olmayan dinleri de etkileyen Yahudili?in dini metinleri ve geleneklerinin bir?o?u di?er semavi dinlerin de merkezinde yer al?r. Bat? H?ristiyanl???n?n temelini olu?turan Yahudilik bir?ok y?nü ile laik Bat? kavramlar? olan etik ve medeni hukukla da benzerlikler g?sterir.

Gerek sonradan bu dine ge?en gerekse do?u?tan Yahudi ulusuna mensup olan (laikler de dahil), Yahudili?in takip?ilerine Yahudi ad? verilir. Yahudi toplulu?u, kutsal metinlerinde bir dinin takip?ilerinden ziyade, bir ulus olarak tan?mlanmalar?ndan ?türü bir dinsel etnik grup olarak kabul edilir. 2007 y?l? itibariyle, dünya üzerindeki Yahudi nüfusunun, yüzde 41’i ?srail’de, [2] yüzde 40′? ise Amerika Birle?ik Devletleri’nde olmak üzere 13,2 milyon oldu?u tahmin edilmektedir.

Günümüz Yahudili?inde, merkezi otorite tek bir ki?i ya da kuruma de?il, kutsal metinlere, din hukukuna ve bu metin ve kanunlar? yorumlayan bilge hahamlara verilmi?tir. Yahudi gelene?ine g?re, Yahudilik Tanr? ile Yahudi ulusunun atas? ve Yahudi soyunun ba?lat?c?s? olan ?brahim aras?ndaki (M.?. 2000 civar?) Akit ile ba?lar. ?a?lar boyunca, Yahudilik bir dizi dini ilkeye riayet etmi?, bunlar?n ba??nda da evreni yaratan ve y?netmeye devam eden tek, her ?eyi bilen, her ?eye kadir, ba???lay?c? ve her yerde olan bir Tanr?’ya iman etmek gelmi?tir. Yahudili?in ?o?u koluna g?re, Tanr? ?srailo?ullar? ve onlar?n soyundan gelenler ile bir akit yapm??, Tanr?’n?n kanunlar? ve emirleri Sina Da??’nda, Yaz?l? ve S?zlü Tora ?eklinde vahyolunmu?tur. ?te yandan, Karay Yahudileri sadece Yaz?l? Tora’n?n vahyolundu?una inan?rlar. Yahudilikte, Tora ?al??malar? ile Tora’da kay?t alt?na al?nan ve Talmud’da tefsir edilen emirlere uyulmas?na geleneksel olarak büyük ?nem atfedilmi?tir.

Yahudilik, ?brani kutsal kitab?nda yer alan, Talmud ve di?er metinlerde de daha kapsaml? bir ?ekilde incelenip izah edilen ilke ve esaslar üzerine kurulu, tek tanr?l? bir dindir. Yahudi inan???na g?re, Yahudilik Tanr? ile ?brahim aras?nda yap?lan Akit ile ba?lar.

Yahudilik, teolojik a??dan tek tanr?c?l??? daima son derece gü?lü bir ?ekilde savunmu?tur. Bununla beraber, Tanah’ta, bir?ok ?srailo?lunun Yahudili?in inan?lar?ndan sapt??? kaydade?er d?nemlerden bahsedilir.

Tarihi olarak, Yahudilik Yaz?l? ve S?zlü Tora’n?n vahyolundu?u inanc?n? ve kabulünü iman?n temeli [3] olarak de?erlendirmi?se de, Yahudilikte dini dogmay? dikte ettiren merkezi bir otorite bulunmaz. Bu, Tora ve Talmud’un ?zünde var olan belirli teolojik inan?lara dair bir?ok farkl? düzenlemenin ortaya ??kmas?na da yol a?m??t?r. Zaman zaman kimi hahamlar kati bir düzenleme üzerinde fikir birli?ine varm??sa da, di?erlerinin muhalefeti ile kar??la?m??lar, bir?ok haham da bu tarz te?ebbüsleri Tora’n?n bütünüyle kabulüne zarar verdi?i gerek?esi ile ele?tirmi?tir. [4] Bilhassa Talmud’da, kimi inan? esaslar? (?rn. Tora’n?n Tanr?sal kayna??), reddedilmeleri halinde ki?iyi “apikoros” (sapk?n) konumuna dü?ürecek kadar ?nemli kabul edilir. [5]

Yüzy?llar i?inde, Yahudilikte inan? esaslar?na dair bir dizi düzenleme ortaya ??km??, her ne kadar kimi detaylar konusunda aralar?nda farkl?l?klar g?rülmü?se de, ?zlerinde yatan ideoloji a??s?ndan ortakl?klar sergilemi?lerdir. Bu düzenlemelerden yetkinli?i en yayg?n kabul g?renlerden biri de Musa ibn Meymun (Mo?e ben Meymon) taraf?ndan 12. yüzy?lda belirlenen iman?n 13 esas? olmu?tur. Bu esaslar ilk ortaya at?ld?klar?nda tart??malara yol a?m??, Hasdai Crescas ve Joseph Albo’nun ele?tirilerine hedef olmu?tur. ?bn Meymun’un on ü? ilkesi Yahudi toplumunun büyük b?lümü taraf?ndan sonraki birka? yüzy?l boyunca g?zard? edilmi?tir. [6] Zaman i?inde, bu ilkeler ?iir halinde yeniden ifade edilerek (“Ani Ma’amin” ve “Yigdal“) Yahudili?in dua kitab?na eklenmi? ve sonunda yayg?n kabul g?rmü?tür.

?bn Meymun’a g?re, belirledi?i 13 esas?n tekini dahi reddeden her Yahudi d?nme ve sapk?n olarak kabul edilmeliydi. [7][8] Her ne kadar ?o?u Yahudi alim ibn Meymun’un 13 esas?ndan nispeten ?ok ufak farkl?l?klar g?steren g?rü? a??lar?na sahip olmu?lar [9] ve Yahudilikte bugüne kadar hi?bir zaman tek bir normatif ve ba?lay?c? iman ikrar? g?rülmemi?se de [9][10][11], ibn Meymun taraf?ndan düzenlenen bu 13 esas, Yahudi inan?lar?n?n geni? kabul g?ren bir listesini yaratmaya en yak?n ?al??mad?r. [12][13]

Joseph Albo ve Abraham ibn Davut, ibn Meymun’un listesini, do?ru olmakla birlikte, asl?nda iman?n temelini te?kil etmeyen, bu yüzden de sadece kusurlu g?rülmeleri gereken ?ok say?da Yahudiyi “sapk?n” kategorisine sokan, gere?inden fazla say?da madde i?erdi?i i?in ele?tirmi?tir. Di?er bir?ok ki?i de, bu tarz düzenlemeleri Tora’n?n bütünü ile kabulüne zarar verdi?i gerek?esiyle ele?tirmi?tir (bak?n?z yukar?). Bununla birlikte, belirtildi?i gibi, ne ibn Meymun, ne de ?a?da?lar? bu esaslar?n Yahudi inan???n?n tümünü kapsad???n? dü?ünmemi?, bunlar? daha ziyade Yahudili?in kabulünün ?zünü olu?turan teolojik temeller olarak g?rmü?lerdir. Bu ?er?evede, antik d?nem tarih?isi Josephus, dini inan?lardan ziyade uygulama ve g?reneklere vurgu yapm??, sapk?nl??? Yahudi hukukuna riayet edilmemesi ile ili?kilendirmi?, Yahudili?e ge?i? i?in gerekli ?artlar?n sünnet (Brit Milla) olmak ve geleneklere uymak oldu?unu savunmu?tur.

Yahudili?in dini metinleri

Rabinik metinler

Yahudilik, Tora ?al??malar?n?n yan? s?ra di?er dini metinlere de daima ?nem vermi?tir. A?a??da, Yahudilik uygulama ve dü?üncesi a??s?nda merkezi ?neme sahip temel ?al??malar?n düzenli bir listesi bulunmaktad?r.

Yahudilik dünyan?n her yerine yay?lm??t?r. Mumbai ?ehir merkezinde bir sinagog.

  • Tanah (?brani Kutsal Kitab?) ve yorumu
  • Talmud D?nemi’nin ?al??malar? (klasik rabinik metinleri)
  • Midra? yaz?n?:
    • Midra? Halaha
    • Midra? Agada
  • Halaha yaz?n?
    • Yahudi Hukuku ve Geleneklerinin Temel Kanunlar?
      • Mi?ne Tora ve tefsiri
      • Arba Turim ve tefsiri
      • ?ulhan Aruh ve tefsiri
    • Responsa (Cevaplar/Fetvalar) yaz?n?
  • Siddur ve Yahudi litürjisi
  • Piyyut (Klasik Yahudi ?iiri)

Tevrat

Tevrat Tanah‘?n ilk be? b?lümüne verilen isimdir. ?o?u zaman Yahudilerin kutsal kitab?n?n tamam? “Tora” kelimesiyle a??klan?r. ?branice bir kelime olan Tora, Arap?a‘dan Türk?e’ye ge?mi? olan Tevrat‘?n kar??l???d?r.

Tevrat kelimesi “Kanun, T?re, ?eriat, emir, ders” vb. anlamlara gelir. Be? b?lümden olu?an Tevrat, Tanr?’n?n 7704 kelimeyle Musa‘ya verdi?i dini esaslar? i?eren kitap olarak g?rülür. Tevrat metninin orijinal dili Kutsal Kitap ?branicesidir. Bir bak?ma “?eriat” diye de tan?mlanabilen Eski Antla?ma‘y? olu?turan kitaplar?n say?s?, Yahudilerce 24, H?ristiyanlarca 39’dur. Kitaplar?n s?ralan??? ve gruplan??? konusunda da her iki din de farkl? g?rü?lere sahiptir.

Tora, Tanah‘?n ilk be? kitab?n? (Pentat?k) ve Sina Da??‘nda Musa’ya a??klanan ?On Emir?i (Dekalogos) i?erir; bunlar?n tamam?, Tanr?’n?n kullar?yla antla?mas?n? i?eren ve kutlayan bir dinsel yasay? olu?turur. Her sinagogda, yani Musevi tap?na??nda, Tora‘n?n makara ?eklinde iki ?ubu?a (Ets Hayim) sar?lm?? deri üzerine el ile kopya edilmi? bir nüshas? (Sefer Tora) bulunur. Haftada 3 gün, t?rende Hazan (?slam’daki Duahan‘n?n kar??l???) sinagogdaki cemaat ile beraber Tora’n?n her hafta okunmak üzere 54 b?lüme ayr?lm?? b?lümlerinden birini (Pera?a) okur.

Tanah

Tanah yakla??k olarak bin y?l i?erisinde meydana gelmi?tir. Ancak kitab?n s?n?rland?rmas? M.S. 90 y?l?nda toplanm?? olan Yemnia ?uras?‘nda yap?lm?? ve bugünkü yaz?lar se?ilerek tesbit edilmi?tir. Tanah ile birlikte hahamlar?n nesilden nesile s?zlü olarak aktard?klar? s?zlü kanunlar?n bütününe Talmud ad? verilir. M.S. 150 y?llar?nda Yehuda HaNasi ad?nda bir haham, kendilerine kadar aktar?lan s?zlü kanunlar?n kaybolmas?ndan endi?elenerek onlar? Mi?na‘da toplam??t?r. “Tekrar edilmek suretiyle belletilen” anlam?na gelen Mi?na, Tevrat‘?n tekrar?, kanunlar?n a??klamas? ve tefsiri say?l?r. Ancak belli bir seviyedeki bilgiye sahip olanlar?n anl?yabilece?i dilde yaz?lm?? olan Mi?na’n?n anla??lmas?n? kolayla?t?rmak amac?yla O’na Yahudi alimlerince ?erhler yaz?lm??t?r bu ?erhlere ve a??klamalara Gemara ad? verilir. Talmud, Mi?na ve Gemara ad? verilen eserlerin bütününe verilen isimdir.

Kabala

Kutsal Kitap d???nda Musevi Tasavvuf’una ve gizemcili?ine Kabala ad? verilir. Kabala, ?branice “gelenek g?renek” anlam?na gelir. Yahudilerin harf?ilik ve say?c?l?kla kar???k tasavvuf? varl?k bilgisi ??retisidir. Daha a??k bir tan?mla Kabala, Kutsal Kitap metinleri ile s?zlü gelenekler üzerine yap?lan her tür yorumlar?n ve uygulamalar?n genel ad?d?r. Yanl?? anla??ld??? gibi Kabala bir kitap veya kitaplar toplam? de?il “Evren’in g?rünür karga?as?n? a??klamay? ve z?tl?klar?n? kolay anla??labilir bir kal?p haline getirmeyi ama?layan bir doktrin” dir.

Ba?lang?c? 2. Tap?nak D?nemi’nin sonuna (I. yüzy?l) kadar uzanan Kabala, Tam olarak Yahudi gizemcili?inin (esoterism) ortaya ??kt??? tarih olan XIII. yüzy?ldan ba?layarak ?zel bir ??reti bi?iminde geli?mi?tir.

Baz? Dinler Tarih?ilerine g?re Kabala’n?n k?kenleri eski gelenekte (Talmud d?nemi) aranmal?d?r. Kabala’n?n ??reti ve uygulamalar? ancak bir k?lavuzun denetimi ve ?nderli?inde mümkündür. Kabala temelde her zaman s?zlü gelene?e dayanm??t?r. Tanr?’n?n Musa‘ya indirdi?i yaz?l? olmayan S?zlü Tora vahyin gizli bilgisini ta??maktad?r. Kabalan?n en ?nemli kitab? 23 ciltten olu?an Sefer Zohar‘d?r.

Kabala XV. yüzy?l Avrupa’s?nda da son derece yayg?nla?m??t?r. Kabala’n?n genel doktrinini, Evrenin bir bütün oldu?u, belli bir düzene g?re hareket etti?i, evrende g?rülen her ?eyin Tanr?’n?n bir par?as? ve yer yüzündeki yans?mas? oldu?u, insan?n da, evrenin ve dolay?s?yla Tanr?’n?n bir par?as? olma sebebiyle adeta kü?ük evren say?lmas? gerekti?i ?eklinde ?zetlemek mümkündür (Vahdet-i Vücud, Vahdet-i Mevcud, Macrocosmos, Microcosmos).

Yahudi hukuk literatürü

Ana madde: Halaha

Yahudi hukuku ve gelene?inin (“halaha”) temelini ayn? zamanda Pentak?k ya da Musa‘n?n (Mo?e Rabenu) Be? Kitab? olarak da bilinen Tora olu?turur. Rabinik gelene?e g?re, Tora’da 613 y?nerge vard?r. Bu y?nergelerin baz?lar? sadece erkeklere veya sadece kad?nlara, kimileri sadece kadim mabet g?revlileri Kohenler ile Levilere (Levi kabilesinin üyeleri), kimileri ise, sadece ?srail diyar?ndaki ?ift?ilere y?neliktir. Bir?o?u sadece Kudüs Tap?na??‘n?n ayakta kald??? d?nem i?in ge?erli olan bu emirlerden günümüzde halen uygulanabilir durumda olanlar?n say?s? 300’den azd?r.

Her ne kadar inan?lar?n?n sadece Tora’n?n yaz?l? metnine dayal? oldu?u iddia edilen Yahudi gruplar? olmu?sa da (?rn. Sadukiler ve Karaylar), Yahudilerin ?o?u S?zlü Yasa’ya inanm??t?r. Kadim Yahudili?in Farisi mezhebi taraf?ndan aktar?lan bu s?zlü gelenekler, daha sonralar? yaz?l? hale getirilmi? ve hahamlar taraf?ndan geni?letilmi?tir.

Rabinik Yahudilik her zaman Tora kitaplar?n?n (Yaz?l? Kanun olarak adland?r?l?r) daima s?zlü gelene?e paralel olarak aktar?ld???n? savunagelmi?tir. Bu g?rü?e gerek?e olarak da, Yahudiler bir?ok kelimenin belirsiz b?rak?ld??? ve bir?ok usulün herhangi bir a??klama veya talimat olmaks?z?n zikredildi?i Tora’n?n metnine dikkat ?ekerler; bu ise, okuyucunun detaylara di?er kaynaklardan (?rne?in s?zlü) a?ina oldu?unun varsay?ld??? anlam?na gelir. Tora’ya paralel giden bu maddeler esas?nda s?zlü olarak aktar?lm?? ve zaman i?inde “S?zlü Yasa” ad?n? alm??t?r.

Kudüs’teki 2. Mabet’in y?k?lmas?n?n ard?ndan, bu maddelerin büyük k?sm? Haham Yehuda haNasi taraf?ndan (M.S. 200) Mi?na ad? alt?nda düzenlenmi?tir. Sonraki d?rt yüzy?l boyunca, bu kanun ?srail ve Babil’de bulunan dünyan?n en büyük iki Yahudi cemaatinde de tart???lm?? ve bu cemaatlerin her birinden gelen Mi?na tefsirleri zaman i?inde düzenlenerek iki Talmud olarak bilinen derlemeler alt?nda bir araya getirilmi?tir. Bunlar, ?a?lar boyunca, ?e?itli Tora alimlerinin tefsirleri ile de yorumlanm??t?r.

O halde, Yahudilikte Rabinik ya?am tarz?n? olu?turan Halaha, Tora ile s?zlü gelene?in —Mi?na, Midra? Halaha. Talmud ve tefsirleri— birlikte mütalaas? üzerine kuruludur. Halaha, emsale dayal? bir sistem yoluyla zaman i?inde geli?mi?tir. Hahamlara y?neltilen sorular ve onlar?n kesin cevaplar?ndan olu?an yaz?na responsa (cevaplar; ?branice ?elot U-Te?uvot) ad? verilir. Zaman i?inde, g?reneklerin ortaya ??kmas? ile, Yahudi hukukunu olu?turan kanunlar kaleme al?nmaya ba?lam??t?r; en ?nemli kanun olan ?ulhan Aruh günümüzdeki Ortodoks dini uygulamalar?na büyük ?l?üde ?ekil vermektedir.

Yahudi felsefesi

Ana madde: Yahudi felsefesi

Yahudi felsefesi, ciddi felsefe ?al??malar? ile Yahudi teolojisi aras?ndaki birle?meye g?nderme yapar. ?nde gelen Yahudi felsefeciler aras?nda, Solomon ibn Gabirol, Saadia Gaon, Musa ibn Meymun ve Levi ben Ger?on bulunmaktad?r. Ayd?nlanmaya (1700’lerin sonu ile 1800’lerin ba??) tepki olarak meydana gelen ?nemli de?i?iklikler sonucunda, Ayd?nlanma sonras? Yahudi felsefecileri ortaya ??km??t?r. Modern Yahudi felsefesi hem Ortodoks hem de Ortodoks olmayan y?nelimli felsefeden olu?maktad?r. ?nde gelen Ortodoks Yahudi felsefeciler aras?nda, Eliyahu Eliezer Dessler, Joseph B. Soloveitchik ve Yitzchok Hutner say?labilir. Tan?nm?? Ortodoks olmayan Yahudi felsefeciler aras?nda ise, Martin Buber, Franz Rosenzeig, Mordecai Kaplan, Abraham Joshua Heschel ve Emmanuel Lévinas da bulunmaktad?r.

?lgili Maddeler

  • Tora veritabanlar?
  • Yahudi dua ve ?ükran dualar?n?n listesi

Yahudi kimli?i

Yahudi halk? ile Yahudilik aras?ndaki fark

Daniel Boyarin’e g?re, din ile etnik kimlik aras?ndaki temel fark Yahudili?e yabanc? bir kavram olup k?kleri Eflatun‘un felsefesine dayanan ve Helenistik Yahudili?e de nüfuz eden ruh ile beden aras?ndaki dualizmin bir bi?imidir.

Boyarin bundan ?türü, Yahudili?i din, etnisite ve kültür gibi geleneksel Bat? kaynakl? kategoriler alt?na sokman?n kolay olmad???n? savunur. Boyarin, bunun k?smen Yahudili?in 4.000 y?ll?k tarihinin Bat? kültürünün yükseli?inin ?ncesine dayanmas?ndan ve Bat?’n?n d???nda geli?mi? olmas?ndan kaynakland???n? belirtir. Bu süre zarf?nda, Yahudilerin ba??ndan k?lelik, anar?ik ve teokratik ?zy?netim, fetih, i?gal ve sürgün deneyimleri ge?mi?; Diyasporalarda, temas ettikleri antik M?s?r, Babil, Pers ve Helen kültürlerinin yan? s?ra, Ayd?nlanma (bkz. Haskala) gibi modern hareketlerden ve meyvesini Do?u Akdeniz’de bir Yahudi devleti ile verecek olan milliyet?ili?in yükseli?inden de etkilenmi?lerdir. Ayr?ca, bir se?kin s?n?f?n (Hazarlar) Yahudili?e ge?i?ine, ard?ndan da bulundu?u topraklardaki gü? merkezi statüsünü bu topraklar?n ?nce Ruslar?n ard?ndan da Mo?ollar?n eline ge?mesi ile yitiri?ine tan?kl?k ettiler. Boyarin’a g?re, b?ylece “Yahudi kimli?i hi?bir kimlik kategorisine uymaz, zira ne salt bir ulusa, ne bir soya, ne de bir dine ait olup diyalektik gerilim i?inde bunlar?n hepsini kapsar.”

Bu bak?? a??s?na kar??, Hümanist Yahudilik gibi uygulamalar, Yahudili?in dini y?nlerini reddederek belirli kültürel gelenekleri korurlar.

Ki?iyi Yahudi yapan nedir?

Geleneksel Yahudi Hukuku’na g?re, bir Yahudi anneden do?an veya Yahudi Hukuku’na uygun ?ekilde Yahudili?e ge?en ki?iye Yahudi denir. Amerikan Reform Yahudili?i ve Britanya Liberal Yahudili?i, anne-baba fark? g?zetmeksizin ebeveynlerinden sadece biri Yahudi olan ?ocu?u ebeveynleri taraf?ndan Yahudi kimli?i ile yeti?tirilmesi ?art?yla, Yahudi kabul eder. Geleneksel olarak Yahudili?e ge?mek isteyenlerin cesareti k?r?lsa da, günümüzde Yahudili?in tüm ana ak?mlar? i?tenlikle din de?i?tirmek isteyenlere a??kt?r. Dine ge?i? süreci bir otorite taraf?ndan de?erlendirilir ve ki?i samimiyeti ve bilgisi konusunda bir s?namaya tabi tutulur. [14] Din de?i?tirenlere, “ben Abraham Avinu” veya “bat Abraham Avinu” (?brahim‘in o?lu veya k?z?) ad?n?n verildi?i Yahudilikte, dine ge?i? bir aile taraf?ndan evlat edinilmeye benzetilebilir.

Geleneksel Yahudilik, gerek Yahudi olarak do?an gerekse Yahudili?e sonradan ge?en her bireyin ebediyen Yahudi olarak kald???n? savunur. Bu yüzden, ateist oldu?unu iddia eden ya da ba?ka bir dine ge?en bir Yahudi, geleneksel Yahudilik taraf?ndan halen Yahudi kabul edilir. ?te yandan, Reform hareketi ba?ka bir dine ge?en bir Yahudinin art?k Yahudi olmad???n? savunur [15][16]; Yüksek Mahkeme davalar? ve hükümleri sonucunda ?srail Hükümeti de bu duru?u benimsemi?tir. [17]

?srail Devleti’nde Yahudi kimli?ini neyin belirledi?i sorusu ise, 1950’lerde, David Ben-Gurion’un vatanda?l?k ile ilgili meselelere bir cevap bulabilmek i?in dünyan?n her yerindeki Yahudi dini otoriteleri ve entelektüellerden Mihu Yehudi (“Kim Yahudidir”) sorusuna dair g?rü?lerini istemesi ile yeni bir ivme kazanm?? oldu. Bu konu halen ??zümlenmekten ?ok uzakt?r ve d?nem d?nem ?srail siyasetinde de kendini g?sterir.

Yahudi nüfus istatistikleri

Ana madde: Yahudi nüfusu

“Kimin Yahudi oldu?u” tan?mlamas?n?n yap?lmas?nda kar??la??lan sorunlar, dünya üzerindeki Yahudilerin toplam say?s?n? belirlemeyi de zorla?t?rmaktad?r; tüm Yahudiler kendilerini Yahudi olarak tan?mlamamakta, kendini Yahudi olarak tan?mlayanlar?n baz?lar? ise di?er Yahudiler taraf?ndan ?yle kabul edilmemektedir. Yahudi Y?ll???’na (1901) g?re, 1900 y?l?nda dünya üzerindeki Yahudi nüfusu yakla??k 11 milyondu. Yahudi Nüfus Ara?t?rmas?’na g?re, 2002 y?l?nda dünyada 13,3 milyon Yahudi ya??yordu. Yahudi Y?l? Takvimi ise bu rakam? 14,6 milyon olarak vermektedir. Yahudi nüfusunun art?? h?z? 2000 – 2001 y?llar? aras?nda %0,3 büyüme ile halen yüzde s?f?ra yak?nd?r. Yahudili?e yap?lan ge?i?lerin k?smi olumlu katk?s?na ra?men karma evlilikler ve dü?en do?um oranlar? Yahudi nüfus say?s?n? olumsuz y?nde etkilemektedir.

Kimi yazarlar taraf?ndan Yahudilerin toplumda nüfuslar?n?n ?tesinde bir ?neme sahip olduklar? kaydedilmi?tir. Bir ?rnekte, Mark Twain ?u yorumu yapar:

?ayet istatistikler do?ru ise, Yahudiler insanl???n sadece yüzde birini olu?turuyor. Bu, Samanyolu‘nun alaz? i?inde yitip gitmi? s?nük bir tutam y?ld?z tozunu and?r?yor. Haliyle, Yahudinin sesinin pek duyulmamas? gerekir, ancak sesi duyuluyor, her zaman da duyulmu?tur. Yeryüzünün en ?ne ??kan halklar? aras?ndad?r ve kü?ük nüfusuna k?yasla son derece orant?s?z bir ticari ?neme sahiptir. Dünyadaki edebiyat, bilim, sanat, müzik, finans, t?p ve anla??lmas? gü? ilimlerdeki büyük isimler listesine yapt??? katk?lar da say?lar?n?n kü?üklü?ü ile son derece orant?s?zd?r. Bu dünyada, her ?a?da harikulade bir sava? vermi?; bunu da elleri arkadan ba?l? iken yapm??t?r. Ma?rur olabilir ve bundan ?türü de mazur g?rülmelidir.M?s?rl?, Babilli, Persli yükselmi?, gezegeni ??kard??? gürültü ve g?rkem ile doldurmu?, ard?ndan da bir rüya gibi s?nmü?, g??üp gitmi?tir; onu Yunanl? ve Romal? izlemi?, ?ok gü?lü bir ses ??kard?ktan sonra onlar da yitip gitmi?tir; di?erleri de s?yr?l?p me?alelerini ar?a tutmu?larsa da bu me?aleler zaman i?inde s?nmü?tür; bu halklar ?imdi ya alacakaranl?kta oturuyorlar ya da silinip gittiler. Yahudi hepsini g?rdü, hepsini yendi ve her zaman oldu?u gibi, ?imdi de ne bir ??kü? emaresi, ne ya??n getirdi?i y?pranmay?, ne par?alar?nda bir zay?flama, ne enerjisinde bir azalma, ne de tetikte bekleyen ve giri?ken zihninde bir uyu?ma var. Yahudi d???nda her ?eyin bir ?mrü var; tüm di?er gü?ler ge?ip gidici ama o kal?c?. Bu ?lümsüzlü?ün s?rr? nedir? [18]

 

Yahudi mezhepleri

Ana madde: Yahudi mezhepleri

Avrupa ile Bat? Asya‘n?n H?ristiyan ve Müslüman ülkeler aras?nda b?lündü?ü Orta?a?‘?n sonlar?nda, Yahudiler de kendilerini iki ana gruba b?lünmü? buldular. Orta ve Do?u Avrupa’da, yani Almanya ve Polonya‘daki Yahudilere A?kenaz deniyordu. Sefarad Yahudilerinin gelene?i ise, Müslüman hakimiyeti alt?ndaki ?spanya ve Portekiz ba?ta olmak üzere Akdeniz ülkelerine dayan?r. 1492 y?l?nda buradan ??kar?ld?klar?nda, Kuzey Afrika, Do?u Akdeniz, Uzak Do?u ve Kuzey Avrupa’ya yerle?tiler. ?ki gelenek kimi ritüelik ve kültürel detaylarla birbirinden ayr?lsa da, teolojileri ve temel dini uygulamalar? ayn?d?r.

Son iki yüzy?l i?inde, A?kenaz Yahudi cemaati bir dizi mezhebe b?lünmü?tür; bu mezheplerin her biri (her ne kadar Yahudilikte inan? uygulama ve g?renekten daha dü?ük bir rol oynasa da) Yahudilerin riayet etmesi gereken inan? esaslar? ve ki?inin bir Yahudi olarak hayat?n? nas?l ya?amas? gerekti?i konular?nda farkl? bir anlay??a sahiptir. Doktrinden kaynaklanan bu farkl?l?klar Yahudi mezhepleri aras?nda bir ?l?üde hiziple?melere de yol a?m??t?r. Bununla birlikte, Yahudiler aras?nda belirli düzeyde bir birlik vard?r. ?rne?in, Muhafazakar bir Yahudinin Ortodoks ya da Reform sinagogunda ibadet etmesi s?rad??? bir durum de?ildir. Ba?ta Amerika Birle?ik Devletleri’ndekiler olmak üzere, A?kenaz olmayan bir?ok Yahudi farkl? hareketler ile ili?kili cemaatlere üye olsa da kendini ?zellikle bu mezhebin üyesi olarak tan?mlamaz. Daha ziyade rahatl???ndan ?türü bunu yapan bu kesim dini uygulamalar?n? “Ortodoks” veya “Muhafazakar” de?il, “geleneksel” ya da “mütedeyyin” ?eklinde nitelendirir.

  • Ortodoks Yahudilik, hem Yaz?l? hem de S?zlü Tora’n?n Tanr? taraf?ndan Musa’ya vahyolundu?unu ve ihtiva etti?i yasalar?n ba?lay?c? ve de?i?mez oldu?unu savunur. Ortodoks Yahudiler, Moses Isserlis’in HaMappah adl? ?al??mas? ve Mi?na Berurah gibi, ?ulhan Aruh (Halaha’n?n büyük ?l?üde Seferad geleneklerini ?ne ??karan k?salt?lm?? bir formu) üzerine yap?lan tefsirleri Yahudi hukukunun kati yasas? kabul eder ve Kudüs Tap?na?? d?nemindeki Yahudilik ile, Ayd?nlanma ?ncesi Rabinik Yahudilik ve günümüzdeki Ortodoks Yahudilik aras?nda bir devaml?l?k oldu?unu iddia ederler. Ortodoks Yahudili?in büyük b?lümü, ibn Meymun’un Yahudi inanc?n?n 13 esas?na dayal? belirli bir Yahudi teolojisine ba?l?d?r. Ortodoks Yahudilik, Modern Ortodoks Yahudilik ve Haredi Yahudili?i olmak üzere genelde (ve gayri resmi olarak) iki farkl? üsluba ayr?l?r. Bu üsluplar aras? felsefi farkl?l?k genel olarak moderniteye uyum sa?lama ve Yahudilik d??? disiplinlere verilen ?nem ?evresine odaklansa da, uygulamada farkl?l?klar s?kl?kla giyim tarzlar?na ve uygulamadaki ihtimama yans?r. ?o?u Ortodoks Yahudiye g?re, ?abat ve Yom Tov (bayramlar), ka?rut (beslenme kurallar?) ve aile safl??? yasalar?na riayet etmeyen Yahudiler imanl? de?ildir. En az?ndan bu yasalara riayet eden her Yahudiyi dindar ve imanl? kabul ederler.
    • Modern Ortodoks Yahudilik, dini yasalar?n ve emirlerin kat? bir ?ekilde, ama moderniteye ve Yahudi olmayan ya da laik bir ortamda ya?ama geni?, liberal bir yakla??m ?er?evesinde uygulanmas?na vurgu yapar. Modern Ortodoks kad?nlar, Yahudi t?ren uygulamalar?nda giderek artan roller üstlenirken, bu Haredi toplumu a??s?ndan kabul edilmez bir durumdur.
    • Haredi Yahudili?i (ayn? zamanda, kimileri taraf?ndan rencide edici bulunan “ultra-Ortodoks Yahudilik” olarak da bilinir), Yahudili?in olduk?a muhafazakar bir ?eklidir. Haredi dünyas? dini ?al??malar, dualar ve dinin titizlikle uygulanmas? etraf?nda d?ner. Ba?ta Lubavitch Hasidler olmak üzere, kimi Haredi Yahudileri modern dünyaya daha a??kt?r, ancak onlar i?in modernitenin kabul edilmesi kendi i?inde bir ama?tan ziyade Yahudi inanc?n? geli?tirmenin bir arac?d?r.
      • Hasidik Yahudilik, Haredi Yahudili?inin Haham Yisroel ben Eliezer’in (Baal ?em Tov) ??retileri üzerine kurulu bir koludur. Hasidik felsefenin k?keninin dayand??? Kabbala, Hasidik Yahudiler taraf?ndan kutsal kitap kabul edilir. Yüksek dini lider Rebbe’ye itimat etmeyi de i?eren ?e?itli adet ve uygulamalar? -Mesorati- her bir Hasidik gruba has ?zel k?yafet kurallar? ile ay?rt edilirler.
  • ABD ve Kanada’n?n d???nda Masorti Yahudili?i olarak da bilinen Muhafazakar Yahudilik, 1800’lü y?llarda, Ayd?nlanma ve Yahudilerin serbestle?mesinin getirdi?i de?i?imlere Yahudiler taraf?ndan verilen bir tepki olarak Avrupa ve Amerika Birle?ik Devletleri’nde ortaya ??km??t?r. Muhafazakar Yahudiler, ?abat ve Ka?rut’a riayet edilmesinin de aralar?nda bulundu?u geleneksel Yahudi yasa ve adetlerine ba?l?l?klar?, Yahudi inan? esaslar?n? ?zellikle k?ktenci olmayan bir ?ekilde ??retmeleri, modern kültüre y?nelik olumlu yakla??mlar? ve Yahudi dini metinlerinin ele al?nmas?nda geleneksel rabinik ?al??ma bi?imlerinin yan? s?ra, modern ilmi ve ele?tirel metin ?al??malar?n? da kabul etmeleri ile ?ne ??karlar. Muhafazakar Yahudilik, Yahudi Hukuku’nun statik olmay?p, de?i?en ko?ullar kar??s?nda sürekli olarak geli?ti?ini savunur. Tora’n?n, Tanr?’dan ald?klar? ilham ile peygamberler taraf?ndan yaz?lm?? ve Tanr?’n?n iradesini yans?tan, ilahi bir belge oldu?unu kabul etmekle birlikte, Ortodokslar?n savundu?u gibi Tanr?’n?n Musa’ya dikte ettirdi?i bir kitap oldu?u inanc?n? da reddederler. [19][20] Benzer ?ekilde, Muhafazakar Yahudilik S?zlü Yasa’n?n ilahi ve normatif oldu?unu savunurken, Ortodokslar?n kimi S?zlü Yasa yorumlar?n? reddeder. Dolay?s?yla, Muhafazakar Yahudilik, hem Yaz?l? hem de S?zlü Yasa’n?n, modern hassasiyetleri yans?tacak ve modern ?a??n ko?ullar?na uyacak ?ekilde hahamlar taraf?ndan yorumlanabilece?ini, ancak bunu yaparken ?ok temkinli olunmas? gerekti?ini savunur. Muhafazakar Yahudilik kendi i?inde mutlak bir tekbi?imlik bar?nd?rmazken, daha geleneksel uygulamalar? koruyan cemaatlere Mortodoks (Modern Ortodoks) ad? da verilir.
  • Bir?ok ülkede, Liberal veya ?lerici olarak da adland?r?lan Reform Yahudili?i, Ayd?nlanma’ya tepki olarak Almanya’da ortaya ??km??t?r. (Birle?ik Krall?k’ta, Reform ve Liberal olmak üzere iki ayr? cemaat vard?r. Bunlardan ilki, di?erinden ?ok daha geleneksel bir duru?a sahip olsa da, her ikisi de benzer teorik duru?lara sahiptir.) Di?er hareketler kar??s?ndaki belirleyici ?zelli?i, mevcut haliyle Yahudi ritüelinin ba?lay?c? do?as?n? reddederek, bilgi sahibi Yahudi bireyin neyi uygulayaca?? konusunda otonomiye sahip olmas? gerekti?i inanc?na yer vermesidir. Ba?lang??ta Yahudili?i bir ?rk ya da kültürden ziyade, din olarak tan?mlayan Reform Yahudili?i, Tora’daki t?ren yasalar?n?n ?o?unu reddederken ahlaki yasalara riayet etmi? ve Neviim kitab?n?n etik ?a?r?s?na vurgu yapm??t?r. Reform Yahudili?i, yerel dilde (bir?ok durumda ?branice ile birlikte) e?itlik?i bir ibadet ?ekli olu?turmu? ve Yahudi gelene?ine ki?isel ba??n belirli ibadet bi?imlerinin üzerinde oldu?unun alt?n? ?izmi?tir. Günümüzde, bir?ok Reform cemaatinde ?branice ?al??malar? ve gelenekler te?vik edilirken, on dokuzuncu yüzy?l?n klasik reformcular?n?n liberal tutumunu benimsemeyi sürdürenleri say?s? daha azd?r.

Karma oturma düzenine sahip ve erkekler ile kad?nlar?n e?it kat?ld??? bir Reform sinagogu.

  • Yeniden Yap?lanmac? Yahudilik, Muhafazakar haham Mordechai Kaplan taraf?ndan bir felsefe ak?m? olarak ba?lat?lm??, sonras?nda Yahudili?in modern zaman i?in yeniden yorumlanmas?na vurgu yapan ba??ms?z bir hareket halini alm??t?r. Reform Yahudili?i gibi, Yeniden Yap?lanmac? Yahudilik de, Yahudi Hukuku’nun mevcut ?ekli ile g?reneklere riayet edilmesini gerektirmedi?ine inanmakla birlikte, Reform Yahudili?inin aksine, hangi g?reneklere riayet edilece?ine karar verilmesi konusunda cemaatin rolüne vurgu yapar.
  • Kuzey Amerika’da ortaya ??kan Yahudi Yenilenmesi, 1960’l? y?llarda Hasidik Haham Zalman Schachter-Shalomi taraf?ndan ba?lat?lm??t?r. Yahudi Yenilenmesi, ruhaniyet ve sosyal adalet üzerine odaklan?rken, Yahudi hukuku ile ilgili meseleleri ele almaz. Erkekler ve kad?nlar ibadete e?it ko?ullarda i?tirak ederler.
  • Hümanist Yahudilik, Yahudi kimli?inin kaynaklar? olarak Yahudi kültürü ve tarihine vurgu yapan, nonteist bir harekettir. Haham Sherwin Wine taraf?ndan kurulan ve Kuzey Amerika ve ?srail’de merkezlenen Hümanist Yahudili?in Avrupa ve Latin Amerika‘da da ba?l? hareketleri bulunmaktad?r.

?srail’deki Yahudi mezhepleri

Bu mezheplerin tümü ?srail’de de varl???n? sürdürse de, ?srailliler Yahudi kimli?ini diyasporadaki Yahudilerden daha farkl? ?ekillerde tan?mlarlar. ?o?u ?srailli Yahudi, kendini “laik” (hiloni), “gelenek?i” (masorti), “dindar” (dati) veya Haredi ?eklinde tan?mlar. “Laik” tan?m?, Yahudi kimlikleri ya?amlar?nda ?ok gü?lü bir kuvvet olmakla birlikte, bunu büyük ?l?üde geleneksel dini inan? ve uygulamalardan ayr? bir yerde tutan Bat? (Avrupa) k?kenli ?srailli aileler aras?nda daha reva?tad?r. Nüfusun bu kesimi, gerek resmi ?srail hahaml???n?n (Ortodoks) gerekse diyasporadaki Yahudiler aras?nda yayg?n olan liberal hareketlerin (Reform, Muhafazakar) ?nderli?indeki ?rgütlü dini ya?ama kat?lmaz.

“Gelenek?i” (masorti) tan?m? ise, en ?ok “Do?u” k?kenli (?rn. Ortado?u, Orta Asya ve Kuzey Afrika) ?srailli aileler taraf?ndan kendilerini tan?mlamakta kullan?l?r. Yayg?n olarak kullan?lan bu terimin resmi Masorti (Muhafazakar) hareketi ile ilgisi yoktur.

?srail’de “laik” ve “gelenek?i” terimlerinin kullan?m? ?nemli belirsizlikler i?erir. Bunlar s?k s?k ?ak??abilmekte, ideoloji ve dinin gereklerinin yerine getirilmesi a??s?ndan son derece geni? bir alan? kapsamaktad?rlar.

“Ortodoks” ise ?srail’de bu kategoriye giren Yahudilerin yüzdesinin diyasporadakilerden ?ok daha yüksek olmas?na ra?men, ülkede kullan?lan s?ylemde tercih edilen bir terim de?ildir. Diyasporada “Ortodoks” olarak adland?r?lan mezhebin ?srail’deki muadili, ülkede genel olarak dati (dindar) ve haredi (Ultra-Ortodoks) olarak adland?r?lan gruplard?r. Dati, “Dindar Siyonizm” ya da “Ulusal Dindar” toplulu?un yan? s?ra, son ony?lda ortaya ??kan ve büyük ?l?üde haredi ya?am tarz? ile milliyet?i ideolojiyi bir araya getiren haredi leumi (milliyet?i haredi) veya “Hardal”? da i?ine al?r. (Yidi?‘de, mütedeyyin Ortodok Yahudilere frum, daha liberal Yahudilere ise frei da denmektedir).

Haredi, toplumun etnik ve ideolojik olarak kabaca ü? farkl? gruba ayr?labilecek bir kesimini i?ine al?r: (1) A?kenaz k?kenli “Litvanyal?” (Hasidik olmayan) harediler; (2) A?kenaz k?kenli Hasidik harediler; ve (3) Sefarad haredileri. Bu gruplardan en büyü?ünü olu?turan ü?üncü grup, 1990’lar?n ba??ndan bu yana siyasette de en aktif olan?d?r. [Kaynak belirtilmeli]

 

Alternatif Yahudilik

Yahudi kimli?inin bu muhafazakar-liberal ?izgi d???nda kalan ifade ?ekilleri de bulunmaktad?r.

Geleneksel Rabinik Yahudili?in modern zaman?n radikal de?i?ikliklerine maruz kalmas? sonucunda ortaya ??kan ideolojik tepkiler olan yukar?da say?lan mezheplerin aksine, Karaim Yahudili?i modern bir Yahudi hareketi olarak ortaya ??kmam??t?r. Karaizmin takip?ileri, Saddukiler gibi, ?kinci Tap?nak d?neminin Rabinik olmayan Yahudi tarikatlar?n?n devam? olduklar?na inan?rken, di?erleri bunun 8. ve 9. yüzy?llarda ba?lat?lm?? bir tarikat oldu?unu iddia eder. Karaylar (ya da di?er ad?yla, Yaz?tlar?n Halk?), sadece ?brani Kutsal Kitab?’n? ve Pe?at‘? (A??k ve Yal?n Anlam) kabul ederken, kutsal kitap haricindeki metinlerin yetkinli?ini reddederler. Baz? Avrupal? Karaylar kendilerini Yahudi toplumunun par?as? kabul etmese de ?o?unlu?u eder. ?lgin? ?ekilde, Naziler s?kl?kla Karaylar? Yahudiler ile ili?kilendirmemi? ve bundan dolay? bir?ok Karay cemaati ?kinci Dünya Sava??‘ndan sa? ??kabilmi?tir. Bu sayede, Litvanya gibi Yahudi cemaatlerinin tümüyle y?k?ma u?rad??? yerlerde Karaylar bugün dahi varl???n? sürdürmektedir. Yunanistan gibi di?er yerlerde ise, Naziler Karaylar? Yahudi gelene?inin bir par?as? olarak g?rmü? ve onlar? da k?tü muameleye maruz b?rakm??t?r.

Etnik Yahudiler aras?ndaki bir ba?ka tarihi grup da, Yahudili?in ana kolundan farkl? bir kültürel ve dini kimli?e sahip olan ve tümüyle Bat? ?eria‘daki Nablus/?ehem b?lgesindeki Gerizim Da??‘n?n etraf? ile Tel Aviv‘in yak?nlar?ndaki Holon‘da bulunan Samir?lerdir.

Yahudi g?renekleri

Dini k?yafetler

Kipa (?branice: ???????, ?o?ul kippot; Yidi?: ????????, yarmulke), kimi Yahudi erkekler taraf?ndan, dua ederken, yemek yerken, ?ükür duas? okurken ya da Yahudi dini metinleri üzerine ?al???rken, kimi Yahudi erkekler taraf?ndan da her zaman tak?lan, siperi olmayan, hafif yuvarlak bir takkedir. Ortodoks olmayan cemaatlerde, kimi kad?nlar da kipa takmaya ba?lam??t?r. Kipalar, sadece ba??n arkas?n? kapatan kü?ük yuvarlak olanlar?ndan ba??n tepesini tümüyle ?rten büyük takkelere kadar ?e?itli boyutlardad?r.

Tsitsit (?branice: ???????) (A?kenazlar Tzitzis ?eklinde okur) tallitin (?branice: ???????) (A?kenazlar tallis ?eklinde okur) veya dua ?al?n?n d?rt k??esinde bulunan ?zel olarak dü?ümlenmi? püsküllerdir. Tallit, dua s?ras?nda Yahudi erkekler ve kimi Yahudi kad?nlar taraf?ndan giyilir. Bir Yahudinin tallit giymeye ba?lama zaman? ile ilgili adetler de?i?iklik g?sterir. Sefarad topluluklar?nda, erkek ?ocuklar? talliti bar mitsva ya??ndan itibaren giymeye ba?larlar. Baz? A?kenaz cemaatlerinde ise, ancak evlilikten sonra tallit giyilmesi adettendir. Tallit katan (kü?ük tallit) ise gün boyunca elbisenin alt?na giyilen püsküllü bir giysidir. Kimi Ortodoks ?evrelerde, püsküllerin giysilerin d???nda serbest?e sallanmas?na izin verilir.

Tefilin (?branice: ?????????), deri kay??lar yard?m? ile biri alna tak?lan di?eri de kola sar?lan, i?inde Tevrat’tan ayetlerin bulundu?u, küp ?eklindeki iki kutucu?a verilen add?r. Mütedeyyin Yahudi erkekler ve baz? Yahudi kad?nlar taraf?ndan, hafta i?inde, sabah duas?nda tak?l?r.[21]

Kittel (Yidi?: ????), Ulu Günler‘de duaya liderlik eden ki?i ve kimi mütedeyyin gelenek?i Yahudiler taraf?ndan k?yafetlerin üzerine giyilen ve diz hizas?na kadar inen bir giysidir. Geleneksel olarak, aile reisi Pesah yeme?inde kittel giyer. Kimi damatlar da, Hupa (evlilik kubbesi) alt?nda kittel giyerler. Yahudi erkekler, ?ldükten sonra, defin k?yafetleri aras?nda yer alan tallitin yan? s?ra, kimi zaman kittel giydirildikten sonra defnedilirler.

Dualar

Geleneksel olarak, Yahudiler günde ü? vakit ibadet ederler; buna ?abat ve bayramlarda d?rdüncü bir vakit daha eklenir. Her ibadetin merkezinde Amida bulunur. Bir?ok ibadette anahtar ?nem ta??yan bir ba?ka dua ise, iman?n beyan? ?ema Yisrael‘dir (k?saca ?ema). ?ema, Tora’dan bir ayetin okunmas?d?r (Tesniye 6: 4): ?ema Yisrael Adonay Eloheynu Adonay Ehad —”Dinle, Ey ?srail! Tanr? bizim Tanr?m?zd?r! Tanr? Tektir!”

Yahudilikte geleneksel ibadette okunan dualar?n ?o?unlu?u yaln?zken de okunabilirse de cemaat ile birlikte yap?lan ibadet daha makbuldür. Cemaat halinde ibadet etmek i?in on eri?kin Yahudinin bir araya gelmesi, yani minyan?n olu?turulmas? gerekir. Neredeyse tüm Ortodoks Yahudilerde ve ?ok az Muhafazakar ?evrede, minyanda sadece erkek Yahudilerin say?s?na bak?l?r; ?o?u Muhafazakar Yahudi ve di?er Yahudi mezheplerinin üyeleri ise Yahudi kad?nlar?n say?s?n? da hesaba katar.

?badete ek olarak, mütedeyyin gelenek?i Yahudiler gün boyunca ger?ekle?tirdikleri ?e?itli eylemler s?ras?nda da dua okurlar. Sabah yataktan kalkarken, farkl? yemekleri yemeden veya i?meden ?nce, yemekten kalkt?ktan sonra v.s. dualar okunur.

Dualara yakla??m Yahudi mezhepleri aras?nda da farkl?l?k g?sterir. Bu farkl?l?klar aras?nda, dualar?n metinleri, okunma s?kl???, ?e?itli dini etkinliklerde okunan dualar?n say?s?, müzik enstrümanlar?n?n kullan?m? ve koro taraf?ndan okunan ilahiler, dualar?n geleneksel litürjik dillerde mi yoksa yerel dilde mi okundu?u konusu da vard?r. Genelde, gelene?e en s?k? riayet edenler Ortodoks ve Muhafazakar cemaatlerken, Reformcu ve Yeniden Yap?lanmac? sinagoglar ibadetlerinde ?evirilere ve ?a?da? metinlere yer vermesi en muhtemel olanlard?r. Ayr?ca, bir?ok Muhafazakar sinagog ve tüm Reformcu ve Yeniden Yap?lanmac? Yahudi cemaatlerinde, kad?nlar erkekler ile e?it statüde ibadetlere kat?labilmekte, Tora okuma gibi geleneksel olarak erkekler taraf?ndan yerine getirilen rolleri de üstlenebilmektedirler. Bunun yan? s?ra, bir?ok Reform mabedinde yer verilen orglar ve karma korolarla ibadete müzik ile de e?lik edilmektedir.

Yahudi bayramlar?

Ana madde: Yahudi bayramlar?

Yahudi bayramlar?nda, yarat?l??, vahiy ve kefaret gibi Tanr? ile dünya aras?ndaki ili?kiye dair merkezi temalar da kullan?l?r.

?abat

Cuma gecesi günbat?m?ndan k?sa bir süre ?nce ba?lay?p Cumartesi gecesi günbat?m?ndan k?sa bir süre sonra biten haftal?k tatil günü ?abat, Tanr?’n?n yarat?l???n alt? gününden sonra istirahat etti?i günün an?s?na idrak edilir.

?abat olgusu Yahudilik adetlerinde kilit bir rol oynar ve derin bir dini hukuk külliyat? ile düzenlenir. Cuma günbat?m?nda, evin han?m? iki ya da daha fazla mum yak?p ?ükran duas? okuyarak ?abat’? kar??lar. Ak?am yeme?i, bir bardak ?arap üzerine yüksek sesle okunan Kidu? ve ekmek üzerine okunan Motzi ?ükran dualar? ile ba?lar. Masa üzerinde iki somun ?rülmü? hala (challah) ekme?i bulunmas? adettir. ?abat boyunca, Yahudilerin 39 melaha (“i?” olarak ?evirilebilir) kategorisinden herhangi birine giren faaliyetleri yapmas? yasakt?r. Asl?nda, ?abat’ta yasaklanan faaliyetler bilindik anlamda “i?”ler de?ildir: Bunlar aras?nda, ate? yakmak, yaz? yazmak, para kullanmak ve kamusal alanda e?ya ta??mak da vard?r. Modern zamanda, ate? yakma yasa?? yak?t yak?lmas?n? gerektirdi?i i?in ta??t sürmeyi ve elektrik kullanmay? da i?ine alacak ?ekilde geni?letilmi?tir.

ü? ziyaret (Hac) bayram?

Yahudi kutsal günleri (haggim), M?s?r’dan ??k?? ve Tora’n?n indirilmesi gibi Yahudi tarihinin ?nemli günlerini kutlarken bazen mevsim d?nümlerine ve tar?m d?nemlerindeki ge?i?lere de i?aret eder. ü? ?nemli bayram olan Sukot, Pesah ve ?avuot‘a “?alo? Regalim” (?branice “regel” vesile ya da ayak anlam?na da gelir) ad? da verilir. ü? regalde, ?srailo?ullar?n?n Tap?nak’ta kurbanlar adamak üzere Kudüs‘e hacca gitmeleri adetti.

  • Pesah (“Hamursuz Bayram?”), M?s?r’dan ??k??? anmak i?in, ?brani takviminin ilk ay? olan Nisan‘?n 14. günü ak?am? ba?layan ve bir hafta süren bayramd?r. ?srail d???nda, Pesah sekiz gün boyunca kutlan?r. Pesah, antik ?a?larda, arpa hasat?na rastl?yordu. Evde kutlamaya ya da Seder’e odaklanan tek bayramd?r. Bayram ?ncesinde tüm mayal? ürünler (hametz) evden ??kar?l?r ve hafta boyunca tüketilmez. Evlerde, ekme?in yan? s?ra, bu?day, arpa, ?avdar, dar? ve yulaf ve yan mamullerinin bulunmad???ndan emin olmak i?in etrafl? temizlik yap?l?r ve Seder sabah? son hametz k?r?nt?lar? da sembolik olarak yak?l?r. Mayal? ekmek yerine, matsa yenir.
  • ?avuot (“Haftalar Bayram?”), Tora’n?n Sina Da??’nda ?srailo?ullar?na indirilmesini kutlar. Bikurim (ilk meyveler) Bayram? olarak da bilinen ?avuot, antik ?a?larda bu?day hasat?na rastlard?. ?auvot adetleri aras?nda, Tikkun Leil ?avuot olarak da bilinen ve tüm gece süren Tora okumalar?, süt ürünleri yenmesi, Ruth Kitab?’n?n okunmas?, ev ve sinagoglar?n ye?illikler ile süslenmesi ve safl??? temsilen beyaz k?yafetler giyilmesi de vard?r.
  • Sukot (“?ardak Bayram?”), ?srailo?ullar?n?n Vaadedilmi? Topraklar’a giderken ??lde dola?t?klar? k?rk y?l an?l?r. Dola?t?klar? zaman boyunca ?srailo?ullar?n?n i?inde ya?ad?klar? ge?ici bar?naklar? temsilen sukot ad? verilen (tek. sukah) ge?ici ?ardaklar in?a edilerek kutlan?r. Meyve hasat?na rastlar ve tar?m d?neminin sona erdi?ini bildirir. Dünyan?n her yerindeki Yahudiler yedi gün yedi gece yeme?ini sukotlarda yer. Sukot, Yahudilerin ya?mur duas? etmeye ba?lad??? ?emini Atzeret ile Tora okuma d?neminin sonuna gelinerek yeni d?nemin ba?lang?c?na i?aret eden Simhat Tora, (“Tora Sevinci”) ile sona erer. Bayram, ?ark?lar s?ylenerek ve Tora tomarlar? ile dans edilerek kutlan?r.

Ulu Günler

Ana madde: Ulu Günler

Yom Kippur‘da sinagogda dua eden Yahudiler, Maurice Gottlieb‘in 1878 tarihli eserinden.

Ulu Günler (Yamim Noraim) yarg?lama ve ba???lanma kavramlar?na odaklan?r.

  • Ro?-a?ana (Yom Ha-Zikkaron veya “Hat?rlama Günü” ve Yom Teruah veya “?ofar‘?n Sesinin Duyuldu?u Gün”), asl?nda ?brani takviminin yedinci ay? olan Ti?ri‘nin ilk gününe rastlamas?na ra?men Yahudi Yeni Y?l?’d?r. Ro?-a?ana, Yom Kippur’a kadar ge?en, Yahudilere vicdan muhasebesi yaparak y?l boyunca kas?tl? ya da kas?ts?z olarak i?ledikleri günahlar i?in t?vbe etmelerinin emredildi?i on günlük pi?manl?k süresinin de ba?lang?c?na i?aret eder. Bayram adetleri aras?nda, ko? boynuzundan yap?lan ?ofar?n ?al?nmas?, elma ve bal yenmesi ve nar gibi ?e?itli sembolik g?dalar i?in ?ükran dualar? okunmas? da yer al?r.
  • Yom Kippur (“Kefaret Günü”), Yahudi y?l?n?n en kutsal günüdür. Bu günde, topluca oru? tutulur ve ki?i günahlar?ndan ?türü ba???lanmak i?in dua eder. Mütedeyyin Yahudiler tüm günü, kimi zaman ??leden sonra verdikleri k?sa ara haricinde, sinagogda, “Mahzor” ad? verilen ?zel bayram dua kitab?ndan dualar okuyarak ge?irir. Dindar olmayan bir?ok Yahudi de Yom Kippur’da sinagoga giderek ibadet etmeye ve oru? tutmaya ?zen g?sterir. Yom Kippur ak?am?, mumlar yak?lmadan ?nce, “seuda mafseket” ad? verilen oru? ?ncesi yeme?i yenir. Yom Kippur ak?am? sinagogda ibadet Kal Nidre duas? ile ba?lar. Yom Kippur’da, ?zellikle de Kal Nidre esnas?nda beyaz k?yafet ve deri olmayan ayakkab?lar giyilmesi adettir. Ertesi gün, sabahtan ak?ama kadar dualar okunur. Ne’ilah ad? verilen son dua vakti, ?ofar?n uzunca bir süre üflenmesi ile sona erer.

Di?er bayramlar

Hanuka

Hanukah

Hanuka (“I??k Bayram?”), ?brani takviminde Kislev ay?n?n 25. günü ba?lar ve sekiz gün sürer. Bayram, festivalin sekiz gecesinin her birinde, mumlar?n birer art?r?larak yak?lmas? ile Yahudi evlerinde idrak edilir.

Bayrama, “adama/tahsis” anlam?na gelen Hanuka ad? verilmi?tir, zira bu gün, Tap?nak’?n IV. Antiokhos Epiphanes taraf?ndan ele ge?irilmesinin ard?ndan yeniden Tanr?’ya adanmas?n? simgeler. Ruhani a??dan, Hanuka’da “Zeytin Ya?? Mucizesi” an?l?r. Talmud’a g?re, Makabilerin Selevkos ?mparatorlu?u kar??s?ndaki zaferinin ard?ndan Kudüs Tap?na??’n?n yeniden Tanr?’ya adanmas? s?ras?nda, Tap?nak’daki ebedi ????? sadece bir gün beslemeye yetecek kadar kutsal ya? bulunmaktayd?. Mucizevi bir ?ekilde, bu ya?, yeni ya??n preslenmesi, haz?rlanmas? ve kutsanmas? i?in gerekli süre olan sekiz gün boyunca yanm??t?.

Tevrat’ta hi? bahsi ge?meyen Hanuka, Yahudilikte hi?bir zaman ?nemli bir bayram olarak g?rülmemi?se de, ?zellikle Noel ile ayn? zamanlara rastgelmesi ve ?srail Devleti’nin kurulmas?ndan bu yana vurgu yap?lan ulusal motifleri i?ermesinden ?türü modern zamanda ?ok daha yayg?n ?ekilde kutlanmaya ba?lam??t?r.

Purim

Purim, ?ran Yahudilerinin, Ester Kitab?‘nda yaz?ld??? üzere, kendilerini yok etmek isteyen Haman’?n komplosundan kurtar?lmalar?n?n an?ld???, ne?eli bir Yahudi bayram?d?r. Bayramda, Ester Kitab? topluca okunur, kar??l?kl? yiyecek ve i?ecek hediye edilir, yoksullara sadaka verilir ve bir kutlama yeme?i yenir (Ester 9: 22). Di?er adetler aras?nda, ?arap i?ilmesi, hamante? ad? verilen ?zel hamur i?lerinin yenmesi, maskeler tak?l?p kostümler giyilmesi, karnavallar ve partiler düzenlenmesi de vard?r.

Purim, her y?l Miladi takvimde ?ubat veya Mart‘a denk gelen, ?brani takviminin Adar ay?n?n 14. gününde kutlan?r.

Tora okumalar?

Ana madde: Tora okumas?

Aftara ad? verilen, Tanah’?n di?er kitaplar?ndan ba?lant?l? okumalar?n yan? s?ra toplu Tora okumalar? bayramlar?n ve ?abat ibadetlerinin merkezinde yer al?r. Sonbaharda, Simhat Tora’dan itibaren y?l boyunca, tüm Tora okunur.

Sinagoglar ve Dini Yap?lar

Ana madde: Sinagog

Sinagoglar, Yahudilerin ibadet ettikleri ve kutsal metinler üzerinde ?al??malar yapt?klar? mekanlard?r. Genellikle, ibadet i?in ayr? odalar (ana mabet), daha kü?ük etüd odalar? ve s?kl?kla da cemaat ve e?itim i?in bir alan i?erirler. Sinagoglar i?in belirli bir plan olmad??? gibi sinagoglar?n mimari ?ekilleri ve i? tasar?mlar? da büyük farkl?l?klar g?sterir. Reform hareketinde sinagoglara mabet denir. Her sinagogda geleneksel olarak ?u unsurlar bulunur:

  • A?kenazlar?n Aron Hakode?, Sefaradlar?n ise Ehal olarak adland?rd???, Tora tomarlar?n?n bulundu?u b?lme (b?lme s?kl?kla parohet ad? verilen ve b?lme kap?s?n?n i?inde veya d???nda bulunan i?lemeli bir perde ile ?rtülüdür.
  • A?kenazlar?n bima, Sefaradlar?n ise teva olarak adland?rd???, Tora’n?n okundu?u ve Sefarad sinagoglar?nda ibadetin y?netildi?i yüksek platform;
  • Kudüs Tap?na??’nda daima yanan menoray? hat?rlatmak üzere sürekli yanan bir lamba veya fener olan daimi ???k (ner tamid);
  • Minber veya amud (?branice, hazan?n veya dua ?nderinin dua s?ras?nda durdu?u, Aron Hakode?’e bakan kürsü).

Sinagoglara ek olarak, Yahudilikte ?nem ta??yan di?er yap?lar aras?nda, ye?iva ad? verilen Yahudi din okullar? ve mikve ad? verilen ar?nma havuzlar? da bulunur.

Beslenme yasalar?: Ka?rut

Ana madde: Ka?rut

Yahudilikte beslenme yasalar?na Ka?rut kurallar? denir. Yahudi hukukunun gereklerine uygun g?dalara ka?er (?slamda “helal“) ad? verilirken, Yahudi hukukuna uygun olmayan g?dalara ise trefa (?slamda “haram“) denir. Tora’da, ka?rut kurallar? i?in hi?bir sebep g?sterilmese de, hahamlar aralar?nda t?rensel ar?l?k, insanlara dürtülerini kontrol etmenin ??retilmesi ve sa?l?k faydalar? gibi farkl? a??klamalar getirmi?lerdir. Ka?rut, di?er hayvanlar? yiyen ku? ve hayvanlar?n ve deniz taban?nda gezinerek di?er hayvanlar?n d??k?lar? ile beslenen yarat?klar?n tüketilmesinden sak?n?lmas?n? emreder. Pis bir hayvan olarak kabul edilen domuz eti ve kabuklularla yumu?ak?a deniz ürünleri ile ilgili ciddi yasaklar vard?r. Hayvan kesimi ?zel bir i?lemle yap?l?r ve kutsal kitapta yavruyu ana sütü i?inde pi?irmenin yasak edilmesinden ?türü et ile süt birlikte yenmez.

Her ne kadar hijyenin sa?lanmas? bir etken olmu? olabilirse de, ka?rutun daha derinde yatan anlam? yemek yeme fiiline ruhani bir boyut katmakt?r. Bunun alt?nda, Yahudilerin ac?, hastal?k, pislik ve hayvanlara eziyet gibi ruhsal “negatifler” i?eren hi?bir ?eyi a??zlar?na koymamas? dü?üncesi yatar.

Aile safl???

Ana madde: Niddah

Niddah (“ayr? dü?en” anlam?na gelir; ?o?u zaman “aile safl???” olarak da adland?r?l?r) yasalar? ve erkekler ile kad?nlar aras?ndaki etkile?imi düzenleyen ?e?itli ba?ka yasalar (?rn. tseniut, mütevaz? giyim), ?zellikle de Ortodoks Yahudiler taraf?ndan, Yahudi ya?am?nda hayati etkenler olarak g?rülürse de, Reformcu ve Muhafazakar Yahudiler bunlara nadiren uyar.

Cinsel ili?kileri düzenleyen yasalardan biri, kad?n?n adet d?neminin ba?lamas?ndan itibaren adet ak?nt?s?n?n bitiminden sonra yedi gün say?p mikveye girene kadar cinsel birle?menin olamayaca??d?r.

Ya?am evreleri

Ya?am evreleri, Yahudi kimli?ini gü?lendirmek ve ki?i ile cemaat aras?nda ba? olu?turmak üzere bir Yahudinin ya?am? boyunca meydana gelen olaylard?r.

  • Brit mila – Erkek bebeklerin ya?amdaki sekizinci günlerinde sünnet t?reni ile akde dahil edilmesidir. T?rende, bebe?e ?branice ismi de verilir. K?z bebekler i?in de zeved habat ad? ile benzer bir isim verme t?reni de dü?ünülmü?se de, pek ra?bet g?rmez.
  • Bar mitsva ve Bat mitsva – ?ocukluktan yeti?kinli?e ge?i?i simgeleyen bu t?ren, Ortodoks ve kimi Muhafazakar cemaatlerde, Yahudi k?z ?ocuk on iki, Yahudi erkek ?ocuk ise on ü? ya??na ula?t???nda ger?ekle?tirilir. Reform hareketinde, hem erkek hem de k?z ?ocuklar?n bat/bar mitzvalar? on ü? ya??nda yap?l?r. S?kl?kla, t?rende yeni yeti?kinlere, Ortodoks gelenekte ise sadece erkeklere, cemaatin ibadeti y?nettirilir ve Tora’dan bir b?lüm okutulur.
  • Evlilik – Evlilik, son derece ?nemli bir ya?am evresi olay?d?r. Evlilik t?reni, mutlu evi sergileyen bir hupa, ya da evlilik kubbesi, alt?nda ger?ekle?tirilir. T?renin sonunda, Kudüs Tap?na??’n?n y?k?lmas? ve Yahudi halk?n?n da??lmas? yüzünden tutulan sürekli matemi simgeleyen bir bardak damat taraf?ndan üzerine basarak k?r?l?r.
  • ?lüm ve Matem – Yahudilikte ?ok a?amal? bir matem uygulamas? vard?r. ?lk a?ama olan ?iva (“yedi” anlam?na gelir ve bir hafta boyunca tutulur) boyunca ki?i evde oturarak dostlar ve aile fertleri taraf?ndan teskin edilir. ?kinci a?ama olan ?elo?im bir ay boyunca tutulur. Ebeveynlerinden birini kaybedenler i?in de, on bir ay boyunca tutulan, avelut yud bet hode? adl? ü?üncü bir matem a?amas? daha vard?r.

Cemaat liderli?i

Klasik Kohenlik (Kehuna)

Yahudilikte Kudüs Tap?na??’n?n i?leri ve kurbanlardan sorumlu olan mabet g?revlili?inin rolü ?kinci Tap?nak’?n M.S. 70 y?l?nda y?k?lmas?ndan bu yana ?nemli ?l?üde azalm??t?r. Babadan o?ula ge?en bir statü olan Mabet g?revlili?i müessesesi, günümüzde art?k t?rensel g?revler d???nda herhangi bir g?revi olmamas?na ra?men, halen bir?ok Yahudi cemaatinde sayg? g?rür. Bir?ok Ortodoks Yahudi cemaatinde, gelecekteki ü?üncü Tap?nak i?in Mabet g?revlilerine ihtiya? duyulaca??na ve gelecekteki g?revlerine haz?r olmalar? gerekti?ine inan?l?r.

  • Kohen – Baba taraf?ndan Musa’n?n erkek karde?i Harun‘un soyundan gelir. Tap?nak’ta, kurban kesme i?lemi Kohenler taraf?ndan ger?ekle?tirilirdi. Günümüzde, Kohen soyundan gelenler Tora okumak üzere ilk olarak ?a??r?l?r, Nesihat Kapayim‘e (Cemaati Bereketlendirme) ??kar, Pidyon t?renini ger?ekle?tirmenin de aralar?nda bulundu?u di?er ?zel yasa ve t?renlere riayet ederler.
  • Levi (Levio?lu) – Baba taraf?ndan Yakub‘un o?lu Levi‘nin soyundan gelir. Kudüs Tap?na??’nda, Leviler Mezmurlar? okur, yap?m, bak?m, temizlik ve koruma g?revlerini ger?ekle?tirir, Kohenlere yard?m eder, kimi zaman da halka yasalar? ve Tap?nak t?renlerini yorumlard?. Günümüzde, Tora okumak üzere ikinci s?rada bir Levi ?a??r?l?r.

?badet ?nderleri

Mi?na ve Talmud zaman?ndan günümüze dek, Yahudilik ?ok az ayin ve t?renin uygulanmas? i?in uzmanla?m?? veya yetkin ki?ilerin bulunmas?n? gerektirmi?tir. Bir Yahudi ibadet i?in gerekli ko?ullar?n ?o?unu kendi ba??na yerine getirebilir. Tora ve aftara (Neviim kitab?ndan ek k?s?mlar) okunmas?, matem tutanlar i?in dua edilmesi, damat ve gelin i?in bereketlendirme duas? edilmesi, yemeklerden sonra ?ükran duas? edilmesi gibi baz? faaliyetlerde minyan olu?turulmas?, yani on yeti?kinin haz?r bulunmas? gerekir (Ortodoks ve kimi Muhafazakar Yahudiler minyan i?in on yeti?kin erkek bulunmas?n? ?art ko?arken, baz? Muhafazakar Yahudiler ile Reform Yahudileri kad?nlar? da minyana dahil ederler).

Bir sinagogda en yayg?n olarak bulunan profesyonel din adamlar? ?unlard?r:

  • Cemaatin haham? – Cemaatin Yahudi hukuku ile ilgili sorular?n? cevaplamakla g?revli Yahudi alim. Bu rol, cemaatin yetki mercii taraf?ndan atanmay? gerektirir (?rn. sayg?n bir Ortodoks haham taraf?ndan veya ?ayet cemaat Muhafazakar ya da Reform ise, akademik ruhban okullar? taraf?ndan). Her cemaatin bir haham? olmas? gerekmez. Kimi cemaatler hahamlar? olmas?na ra?men, cemaat üyelerinin de ?atz veya baal kriyah (bkz. a?a??s?) olarak hareket etmesine izin verebilir.
  • Hazan (kantor) – ?atz olarak hareket eden e?itimli okuyucu. Güzel sesli, geleneksel ezgilere hakim, dualar?n anlam?na vak?f ve bunlar? i?tenlikle okuyabilen ki?iler aras?ndan se?ilir. Bir cemaatin kendini bu i?e vakfetmi? bir hazana sahip olmas? gerekli de?ildir.

Yahudi ayinlerinde, bir?ok cemaatte her zaman olmasa da bazen bir haham ve/veya hazan taraf?ndan doldurulan iki ?zel rol vard?r. Di?er cemaatlerde, bu roller ayinin b?lümlerini d?nü?ümlü olarak y?neten cemaat üyeleri taraf?ndan ge?ici olarak doldurulur:

  • ?aliah tzibur veya ?atz (cemaatin lideri –kelime anlam? ile, “temsilci”) ibadet i?in bir araya gelenlere ?nderlik eder, kimi zamanda cemaat ad?na dua eder. ?atz, cemaat ad?na bir dua okurken arac? de?il, kolayla?t?r?c? olarak hareket eder. Tüm cemaat, bu gibi dualar?n okunmas?na, duan?n sonunda amin diyerek kat?lm?? olur; bu hareket ile ?atz?n duas? cemaatin duas? haline gelir. Dualar? do?ru ?ekilde okuyabilen her yeti?kin ?atz olabilir. Ortodoks ve kimi Muhafazakar cemaatlerde, sadece erkekler ibadetin ba??na ge?ebilirken, Muhafazakar ve Reform hareketleri art?k kad?nlar?n da bu g?revi üstlenmesine izin vermektedir.
  • Baal kriyah veya baal koreh Tora’dan haftan?n b?lümünü okur. Baal kriyah olmak i?in gerekli ?artlar ?atz olmak i?in gerekli olanlar ile ayn?d?r. Ayn? ki?i ?o?u zaman tek bir rolden fazlas?n? üstlenmek i?in gerekli niteliklere sahiptir ve s?kl?kla her iki rolü de üstlenir. ?o?u zaman bu rolleri üstlenecek ?ok say?da insan vard?r ve farkl? ibadetler (ya da ibadetin b?lümleri) farkl? ki?ilerin ?nderli?inde yap?l?r.

Ba?ta büyük cemaatler olmak üzere, bir?ok cemaatte bir de Gabbay vard?r:

  • Gabbay (Sinagog y?neticisi) – Tora okuyacak ki?iyi ?a??r?r, ?ayet sabit bir ?atz yoksa her ibadette ?atz? belirler ve sinagogun temiz tutulmas?n? ve ihtiya?lar?n?n kar??lanmas?n? sa?lar.

Bu ü? vazife genellikle g?nüllülük esas?na dayan?r ve bunlar? üstlenmek onur kabul edilir. Ayd?nlanma’dan bu yana, büyük sinagoglarda s?kl?kla ?atz ve baal kriyah olarak haham ve hazanlar i?e al?nmaktad?r; bir?ok Muhafazakar ve Reformcu cemaatte halen bu uygulama s?z konusudur. ?te yandan, Ortodoks sinagoglar?nda bu mevkiler d?nü?ümlü veya ge?ici olarak cemaat üyelerince doldurulur. Her ne kadar ?o?u cemaat bir veya daha fazla haham? i?e alsa da, ABD’de profesyonel hazanlar?n hizmetinden yararlanan cemaatlerin say?s? genelde dü?erken di?er mevkiler i?in profesyonellerin kullan?m? halen nadiren rastlanan bir durumdur.

Uzmanl?k gerektiren dini roller

  • Dayan (yarg??) – ?zel hukuki e?itim alm??, bet din (rabinik mahkeme) mensubu atanm?? haham. ?srail’de, dini mahkemeler, Yahudi cemaatinin evlilik ve bo?anma davalar?na, dine ge?i? ile ilgili konulara ve mali anla?mazl?klar?na bakar.
  • MohelBrit milah (sünnet) i?lemini ger?ekle?tiren sünnet?i. ??inin ehli bir mohelden e?itim alm?? ve sünnet yasalar? konusunda uzmand?r.
  • ?ohet (dini kasap) – Etin ka?er olabilmesi i?in, hayvan?n, bir ba?ka ?ohet taraf?ndan e?itilmi?, ka?rut yasalar? ve anatomi konusunda uzman bir ?ohet taraf?ndan kesilmesi gerekir.
  • Sofer (yaz?c?) – Tora tomarlar?, tefilinler, mezuzalar (kap? pervazlar?n? yerle?tirilen i?inde Tora’dan pasajlar bulunan kutucuk) ve gitinler (bo?anma belgeleri), kutsal metinler yazma yasalar? üzerine titiz bir e?itimden ge?mi?, ?branice güzel yaz? sanat?nda usta bir sofer taraf?ndan yaz?lmal?d?r.
  • Ye?iva Ma?giah – Ye?ivadaki ??rencilerin duygusal ve ruhsal refah?n? tefti? eder ve mussar (Yahudi eti?i) konusunda ders verir.
  • Ma?giah – Ka?er g?da üreticilerini, ithalat??lar?n?, tedarik?ilerini ve restoranlar?n? g?da ürününün ka?er oldu?undan emin olmak i?in tefti? eder. Ka?rut yasalar? konusunda uzman olmal?, ?ayet kendisi haham de?ilse, bir haham taraf?ndan e?itilmi? olmal?d?r.

Tarih?e

Ana madde: Yahudilik tarihi

K?kenler

Geleneksel bak??

?zü itibariyle, Tanah ?srailo?ullar?n?n tarihlerinin en ba??ndan ?kinci Tap?nak’?n yap?m?na kadar (M.?. 535 civar?) ge?en d?nemdeki Tanr? ile ili?kisinin hikayesini anlat?r. Bu, s?kl?kla ?eki?meli bir ili?ki olmu?, ?srailo?ullar? Tanr?’ya olan inan?lar? ile di?er tanr?lar?n cazibesi aras?nda bocalam??lard?r. Kutsal Kitap’ta yer alan ger?ek üstü ?ahsiyetler aras?nda, inan?lar? ile mücadele eden ?brahim, ?shak ve Yakub ile ?srailo?ullar?n? M?s?r’dan ??kartan Musa da vard?r.

?lk ?brani ve Yahudi halk?n?n babas? olarak kabul edilen ?brahim, ?evresinde g?rdü?ü putperestli?i reddederek tek tanr?c?l??? benimsemi?ti. Tek Tanr?’ya iman etmesinin ?dülü olarak, ?brahim’e kalabal?k bir soy vaat edildi: “[Rab] sonra Avram’? d??ar? ??kararak, ‘G?klere bak’ dedi, ‘Y?ld?zlar? sayabilir misin? ??te senin soyun o kadar ?ok olacak'” (Tekvin 15:5). ?brahim’in ilk ?ocu?u ?smail, ikinci o?lu ise Tanr?’n?n ?brahim’in kültünü sürdürecek ve sürülüp kurtar?ld?ktan sonra ?srail Diyar?’n? (o zamanki ad? ile Kenaan ülkesi) miras alacak olan ?shak’t?. Tanr? ata Yakub’u ve ?ocuklar?n?, bir?ok ku?aktan sonra esir edilecekleri M?s?r’a g?nderdi. Tanr?’n?n Musa’ya ?srailo?ullar?n? esaretten kurtarmas?n? emretmesinin ard?ndan M?s?r’dan ??k?? ger?ekle?ti. ?srailo?ullar?, M.?. 1313 (Yahudi Y?l? 2448) tarihinde Sina Da??’nda toplant?lar ve onlara Tora indirildi. (Neviim ve Ketuvim ile birlikte, bu kitaplar Yaz?l? Tora olarak bilinirken, Mi?na ve Talmud ise S?zlü Tora olarak bilinir.) Sonunda, Tanr? onlar? ?srail diyar?na g?türdü.

Tanr?, Musa’n?n erkek karde?i Harun’un soyundan gelenleri ?srailo?lu toplumu i?inde mabet g?revlileri s?n?f? olarak belirledi. ?lk dinsel t?renleri mi?kanda (ta??nabilir tap?nak) y?nettiler; sonras?nda da onlar?n soyundan gelenler Kudüs Tap?na??’nda ibadetten sorumlu oldular.

?srailo?ullar? ?srail diyar?na yerle?tikten sonra, ta??nabilir tap?nak ?iloh ?ehrine yerle?tirildi ve 300 y?l? a?k?n bir süre boyunca da burada kald?. Bu süre i?inde, kimileri halk?n günahlar?n?n cezas? olarak Tanr? taraf?ndan g?nderilen sald?rgan dü?manlara kar?? halk? toparlamas? i?in Tanr? ?nemli erkekler, zaman zaman da kad?nlar, g?nderdi. Bu, Ye?u Kitab? ile Hakimler Kitab?’nda anlat?l?r. Zaman i?inde, ulusun ruhani düzeyi ?ylesine dü?tü ki, Tanr? Kadim Filistinlilerin ?iloh‘daki ta??nabilir tap?na?? ele ge?irmesine izin verdi.

Bunun üzerine, Samuel Kitaplar?‘nda anlat?ld??? gibi, ?srail halk? Samuel peygambere di?er milletler gibi, daimi bir hükümdar taraf?ndan y?netilmeleri gereken bir noktaya geldiklerini s?yledi. Samuel, isteksizce bu talebi kabul etti ve büyük fakat ?ok mütevaz? bir insan olan Saul’u Hükümdar olarak atad?. Halk, Saul’a bask? yaparak kendisine Samuel taraf?ndan aktar?lan bir emre kar?? gelmeye itince, Tanr? Samuel’e onun yerine Davud’u atamas?n? s?yledi.

Kral Davud tahta ge?tikten sonra, Nathan peygambere daimi bir tap?nak yapmak istedi?ini s?yledi ve yapt?klar?n?n ?dülü olarak, Tanr? Davud’a o?lunun tap?na?? yapmas?na izin vermeyi ve taht?n hep ?ocuklar?nda kalaca??n? vaat etti (Davud’un tap?na?? in?a ettirmesine izin verilmemi?ti, zira, bir?ok sava?ta yer ald??? i?in bar??? temsil eden bir tap?nak yapt?rmas? uygun olmayacakt?). Bunun sonucunda, Tanr?’n?n arzu etti?i ve Krallar Kitaplar?nda belirtildi?i gibi, ilk daimi tap?na?? Kudüs’te yapt?ran da Davud’un o?lu Süleyman oldu.

Rabinik gelenek, S?zlü Tora veya s?zlü kanun olarak bilinen hukuki yorum ve ayr?nt?lar?n esas?nda Tanr?’n?n Sina Da??’nda Musa’ya s?ylediklerine dayanan yaz?l? olmayan bir gelenek oldu?unu savunur. Ne var ki, Yahudilere y?nelik bask?lar?n artmas? ve ayr?nt?lar?n unutulma tehdidi ile kar?? kar??ya gelmesi sonucunda, bu s?zlü yasalar Haham Yehuda haNasi taraf?ndan M.S. 200 civar?nda derlenerek Mi?na olu?turuldu. Talmud, Mi?na ile sonraki ü? yüzy?l boyunca redakte edilen haham yorumlar? olan Gemara’n?n bir derlemesinden olu?uyordu. Gemara, Yahudi ilim dünyas?n?n iki ?nemli merkezi Filistin ve Babil’den ??km??t?r. Daha eski olan derlemeye Kudüs Talmudu denir. D?rdüncü yüzy?lda, ?srail’de derlenmi?tir. Babil Talmudu ise, I. Ravina, II. Ravina ve Rav A?i taraf?ndan M.S. 500’de derlenmi?, ancak daha sonralar? da düzenlenmeye devam etmi?tir.

Ele?tirel tarihi bak??

Daha fazla bilgi: Kadim Samilerin dini

Ele?tirel yakla?an akademisyenler (mütedeyyin olan ve olmayan Yahudiler) aralar?nda ?brani Kutsal Kitab?’n?n da bulundu?u kutsal metinlerin Tanr? taraf?ndan dikte ettirildi?ini reddederken kimileri bunlar?n vahyolundu?u sav?n? reddeder. Bunun yerine, bu metinlerin insanlar taraf?ndan kaleme al?nd???n? ve belirli tarihi ve kültürel ba?lamlarda anlam kazand???n? dü?ünürler. Bu akademisyenlerin bir?o?u belgesel hipotezin genel ilkelerini kabul eder ve Tora’n?n birbirinden ayr?lan hikayelere dikkat ?ekecek bir ?ekilde bir araya getirilmi? bir dizi tutars?z metinden olu?tu?unu ?ne sürer. [22][23][24]

Bu akademisyenler, ?srailo?ullar?n?n ve ?srail dininin k?kenlerine dair ?e?itli teorilere sahiptir. ?o?unlu?u, Birinci Tap?nak d?neminde ?srail ulusunu olu?turan insanlar?n k?kenlerinin Mezopotamya ve M?s?r’a dayand??? konusunda birle?se de, baz?lar? bu halklar?n atalar?n?n bir k?sm?n?n veya tümünün M?s?r’da k?le olup olmad???n? sorgulamaktad?r. Bir?o?u, Birinci Tap?nak d?neminde, ?srail halk?n?n henoteist oldu?unu, yani her milletin kendine ait bir tanr?s? oldu?una, ancak kendi tanr?lar?n?n di?erlerinin tanr?lar?ndan üstün oldu?una inand?klar?n? savunur.[25][26] Kimileri ise, kat? tek tanr?c?l???n Babil d?neminde, belki de Zerdü?tlükteki dualisme bir tepki olarak geli?ti?ini savunur. [27]
Bu g?rü?e g?re, Yahudilerin ?o?unlu?u kendi tanr?lar?n?n tek tanr? (dolay?s?yla da herkesin tanr?s?) oldu?una ve vahyin kayd?n?n (Tora) evrensel ger?ekleri i?erdi?ine ancak Helenistik d?nemde inanmaya ba?lam??t?r. Bu yakla??m, Yahudi olmayanlar aras?nda Yahudili?e olan ilgideki art??? (baz? Yunanl?lar ve Romal?lar, g?rsel olarak temsil edilemeyen bir tanr?ya olan inan?lar?ndan ?türü Yahudileri en “felsefi” halk olarak g?rüyordu) ve Yahudilerin evrensel ger?ekleri belirlemeye ?al??an Yunan fesefesine y?nelik yo?unla?an ilgisini yans?t?yor, dolay?s?yla da –potansiyel olarak- en az?ndan “tüm tanr?lar birdir” anlam?nda tek tanr?c?l?k fikrine gidiyordu. “Yahudilik ile bire bir ?rtü?en, s?n?rlar? a??k ?ekilde belirlenmi? bir Yahudi ulusu fikri de bu zamanda olu?mu?tur.”[28] Bir akademisyene g?re, nihayetinde H?ristiyanl?k dininin ve Rabinik Yahudili?in do?u?u ile sonu?lanan ilk H?ristiyanlar ile Ferisiler aras?ndaki ?at??ma, Yahudilerin kendi ulusal adanm??l?k iddialar? ile teolojik evrenselcili?i ba?da?t?rma mücadelelerini yans?t?yordu.[29]

Tel Aviv üniversitesi’nden Prof. Ze’ev Herzog’a g?re, bir devlet dini olarak tek tanr?c?l?k muhtemelen “?srail Krall???‘n?n ortadan kald?r?lmas?n?n ard?ndan, Yehuda Krall??? d?neminde icat edilmi?tir.” Herzog ??yle devam ediyor: “Tek tanr?c?l???n ?srail ve Yehuda krall?klar? taraf?ndan ne zaman benimsendi?i sorusu, iki tanr?dan bahseden eski ?branice yaz?tlar?n ke?fedilmesi ile ortaya ??km??t?r; Yehova ve A?erah‘?. Negev tepesi b?lgesinin güneybat?s?ndaki Kuntiliet Ajrud ve Yehuda eteklerindeki Khirbet el-Kom’daki iki kaz? alan?nda, “Yehova ve A?erah’?,” “Yehova ?omron ve A?erah’?,” “Yehova Teman ve A?erah’?”ndan bahseden yaz?tlar bulunmu?tur. Yaz?tlar? haz?rlayanlar, iki tanr?y?, Yehova ve e?i A?erah’? tan?yorlar ve bu ikilinin ad?na ?ükranlar?n? sunuyorlard?.” [30]

Kenaan etkisi

Yehova’n?n k?kenleri, merkezinde Yunan panteonuna ?ok benzer bir tanr?lar panteonunun bulundu?u daha ?nceki Kenaan dinine dayan?yor olabilir. Bu panteonun en tan?nan tanr?s?, Tevrat’ta da ismi altm??dan fazla defa ge?en Ba’al‘di. [31] Ba’al, tap?lmas? Tanah’da defalarca yasaklanan f?rt?na ve bereket tanr?s?yd?.[32] Hayatta kalmaya odaklanm?? bir toplumda, bereket en yüksek fayday? temsil ediyordu. Bununla birlikte, Ba’al panteonun ba?? de?ildi. Bu ünvan, Merhametli El’e aitti. ?lk olarak Mendenhall taraf?ndan ortaya at?lan bir teoriye g?re, kendi kendini marjinalize etmi?, bir grup mazlum insan, yani apiru (kurulu düzenin d???nda duran insanlar? tan?mlayan, muhtemelen ?brani kelimesinin de k?keni olan bir terim) ba? tanr?lar? olarak El’e tap?nmaya ba?lad?.

Esas?nda bir Kenaan tanr?s? olmayan Yehova olarak bilinen tanr?ya tap?nma, muhtemelen Levant b?lgesinin güneyindeki Midyan‘da[33] ortaya ??km??, Levant b?lgesine de güneyden bir grup g??ebe taraf?ndan getirilmi?ti (Tevrat gelene?ine g?re, M?s?r’dan gelen k?leler). Yabanc? tanr? Yehova’n?n yerel tanr? El ile birle?ti?i ve Yehova’n?n El’in bir?ok ?zelli?ini ald???na inan?lmaktad?r: ya?l? bir tanr?; bilge bir tanr?; hatta yarat?c? bir tanr?. [34] Bu birle?meye ek kan?t olarak, Tanah’ta Tanr? i?in “El” kelimesi kullan?l?r. ?zellikle, Rabinik kaynaklarda Tanr? i?in “El-?aday” terimi kullan?l?r. El-?aday’?n, El’in yeryüzünde oturmas?na yap?lan bir g?nderme ile, “Da?da oturan El” anlam?na gelmesi kuvvetle muhtemeldir. [35]

Genellikle, ?sraillilerin yeni, yerle?ik bir etnik grup olarak konumlar?n? M.?. 12. yüzy?lda peki?tirdikleri dü?ünülürse de[36], ba?ta Israel Finkelstein olmak üzere baz? arkeologlar ?sraillilerin bask? alt?ndaki insanlar taraf?ndan olu?turulmu? bir koalisyon oldu?u iddias?n?, Yahudi halk?n?n ayr? bir etnik grup olarak ortaya ??k???n?n M.?. dokuzuncu veya sekizinci yüzy?la kadar ger?ekle?medi?ini savunarak reddetmektedir. [37]

Zaman i?inde, Yahudilik Kenaan panteonunun di?er tüm tanr? ve tanr??alar? ile tüm ba?lant?lar?n? keserek tek tanr?c? bir din olmu?tur. Ancak bunun ne zaman ger?ekle?ti?i de ayr? bir tart??man?n konusudur. Yehova’n?n El ile birle?mesinden ve sadece Yehova’ya ibadeti merkez alan resmi ortodokslu?un ortaya ??k???ndan ?ok daha sonra ?srailo?ullar?n?n Yehova’n?n e?i olarak A?erat’a da tap?nmas? veya hürmet g?stermesini savunan argümanlar ortaya konmu?tur. Kenaan panteonunda El’in e?i olan A?era’dan[38], genellikle bu tanr??aya tap?nman?n veya stylize edilmi? bir a?a? ?eklinde oldu?una inan?lan kült sembolünün kullan?m?n?n k?nanmas? ba?lam?nda Tanah’da k?rktan fazla defa bahsedilir. [39] ?ok da puta benzemeyen bu sembolün ?zellikle ?srailo?ullar? kad?nlar? aras?nda yayg?n bir tap?nma arac? olarak kullan?lmas?na (resmi ortodoksluk taraf?ndan olmasa da halk aras?nda) ho?g?rü g?sterildi?ine inan?lmaktad?r. [40]

Kuntillet Ajurd ve Khirbet el-Kom’da bulunan yaz?tlarda, “Yehova ve A?era’s?na” at?fta bulunulmaktad?r. [41] Yaz?tlar?n tanr??a A?era’ya m? yoksa A?era kültünün bir sembolü olan “A?era”ya m? at?fta bulundu?u tart???lmaktad?r. Her iki durumda da, Yehova’n?n A?era ile ili?kilendirildi?ine ?üphe yoktur. Muhtemelen Yehova’n?n El’in bir?ok ?zelli?i ile birlikte, e?ini de ald??? alg?lamas? ortaya ??km??t?r.

A?era’n?n ve tüm Kenaan tanr?lar?n?n ?srailo?ullar?n?n dininden kati olarak tasviye edilmesinde, M.?. 621 y?l?nda Josiah taraf?ndan ger?ekle?tirildi?ine inan?lan reformasyonun muhtemelen etkisi olmu?tur. [42]

Antik ?a?

Ana maddeler: Antik ?srail ve Yehuda, Babil Sürgünü, Helenistik Yahudilik, Ha?monayim Krall???, Yahudiye ve Bar Kohba ?syan?

Ba?kenti Kudüs olan Birle?ik Monar?i Saul‘un hükümdarl??? d?neminde kuruldu ve Kral Davud ve Süleyman‘?n hükümdarl???nda devam etti. Süleyman’?n ard?ndan, ülke ?srail Krall??? (kuzeyde) ve Yehuda Krall??? (güneyde) olmak üzere iki ayr? krall??a ayr?ld?. ?srail Krall???, M.?. 8. yüzy?lda Asur hükümdar? II. Sargon taraf?ndan fethedildi ve ülkenin ba?kenti Samarya‘dan ?ok say?da insan esir edilerek Media ve Habur vadisine g?türüldü. Yehuda Krall??? ise, M.?. 6. yüzy?lda Babil ordusu taraf?ndan fethedilene kadar ba??ms?z bir devlet olarak varl???n? sürdürdü. Bu s?rada, Yahudilikte ibadetin merkezinde yer alan Birinci Tap?nak da y?k?ld?. Yehudal? se?kinlerin Babil’e sürgün edilmesi ile ilk Yahudi Diyasporas? da olu?mu? oldu. Bu esaret d?neminde, Babil’deki Yahudiler, “Babil Talmudu”nu, Yehuda’da kalan Yahudiler ise “Filistin Talmudu”nu kaleme alm??lard?r. Bunlar, Tora’n?n ilk bilinen yaz?l? halleridir ve Babil Tamudu da günümüzde kullan?lan Talmud’dur. Babil’in Persler taraf?ndan fethedilmesinin ard?ndan, Babil Sürgünü olarak da bilinen yetmi? y?ll?k d?nemden sonra Babil’deki Yahudilerin bir?o?u memleketine d?ndü. Yeni ?kinci Tap?nak in?a edildi ve eski dini uygulamalara yeniden ba?land?.

?kinci Tap?nak’?n ilk y?llar?nda, en yüksek dini otorite, Büyük Meclis olarak bilinen ba??n? Ezra Kitab?‘ndan Ezra‘n?n ?ekti?i bir konseydi. Büyük Meclis’in di?er ba?ar?lar? aras?nda, Tevrat’?n son kitaplar?n?n bu d?nemde kaleme al?nmas? ve kanunun kesinle?tirilmesidir. Helenistik Yahudilik, M.?. 3. yüzy?ldan itibaren Ptolomeos d?nemi ve sonras? M?s?r‘da yay?lmaya ba?lam?? ve gnostisizm ile Erken H?ristiyanl???n yükseli?ine paralel olarak 3. yüzy?ldaki dü?ü?üne kadar, Roma ?mparatorlu?u’nun her yerinde kayda de?er bir ho?g?rülen din (religio licita) haline gelmi?tir.

Milattan sonra 66’da, Roma y?netimine kar?? patlak veren Yahudi ayaklanmas?ndan sonra, Romal?lar Kudüs’ü neredeyse tümüyle y?kt?. ?kinci bir ayaklanman?n ard?ndan ise, Yahudilerin Kudüs ?ehrine girmesi yasaklan?rken ?o?u Yahudi ibadeti de Roma taraf?ndan yasakland?. Kudüs’ün y?k?lmas?n?n ve Yahudilerin sürülmesinin ard?ndan, Yahudilerin ibadetinin Tap?nak etraf?nda merkezlenmesi sona erdi, kurban?n yerini dua ald? ve ibadet, cemaatin ??retmeni ve ?nderi olarak hareket eden hahamlar etraf?ndan yeniden ?ekillendirildi (bkz. Yahudi diyasporas?).

Tarihte Yahudi grupla?malar? (1700 y?l?na kadar)

Milattan Sonra 1. yüzy?l civar?nda, aralar?nda Farisiler, Sadukiler, Zealotlar, Esseniler, Yaz?c?lar ve H?ristiyanlar?n da bulundu?u ?ok say?da kü?ük Yahudi mezhebi bulunuyordu. ?kinci Tap?nak’?n M.S. 70 y?l?nda y?k?lmas?n?n ard?ndan bu mezhepler de yok olmu?tur. H?ristiyanl?k, Yahudilikten kopup ayr? bir din haline gelerek varl???n? sürdürdü; Ferisiler ise Rabinik Yahudilik (günümüzde k?saca “Yahudilik”) ?eklinde ayakta kalm??t?r. Saddukiler, Neviim ve Ketuvim’in vahyolundu?unu reddederek tek vahyolunmu? kitap olarak addettikleri Tora’ya d?nmü?lerdir. Sonu? olarak, Ferisilerin inan? sisteminin (modern Yahudili?in temelini olu?turan) baz? temel ?zellikleri Saddukilerden de kabul g?rmemi?tir.

Sadece Tora’y? esas alan Saddukiler gibi, 8. ve 9. yüzy?llarda baz? Yahudiler Mi?na’da kayda ge?en (ve daha sonra her iki Talmud ile hahamlar taraf?ndan geli?tirilen) S?zlü Yasa’n?n otoritesini ve vahyolundu?unu reddetmi?, bunun yerine sadece Tanah’? esas alm??lard?r. Bu gruplar k?sa sürede, rabinik geleneklerden ayr?lan kendi s?zlü geleneklerini olu?turmu?, sonunda da Karaim mezhebini kurmu?lard?r. Günümüzde halen az say?da Karay varl???n? sürdürmekte, bunlar?n büyük b?lümü de ?srail’de ya?amaktad?r. Rabinik Yahudiler ve Karay Yahudileri birbirlerinin Yahudi oldu?unu kabul etmekle birlikte, ?teki inanc?n kusurlu oldu?unu savunmaktad?r.

Zaman i?inde, Yahudiler farkl? etnik gruplara b?lünmü?lerdir; di?erlerinin yan? s?ra, A?kenaz Yahudiler (Orta ve Do?u Avrupal?), Sefarad Yahudileri (?spanya, Portekiz ve Kuzey Afrika’dan), Etiyopya‘dan Beta Israel ve Arap Yar?madas?‘n?n güney ucundan Yemen Yahudileri. Bu kültürel bir ayr?m olup herhangi bir doktrinel anla?mazl??a dayanmamaktad?r, ancak aradaki mesafe uygulama ve dualarda kü?ük farkl?l?klara yol a?m??t?r.

Bask?lar

Ana madde: Yahudilere y?nelik bask?lar, Antisemitizm ve Antisemitizmin tarihi

Antisemitizm (Yahudi dü?manl???), Orta?a?’da ortaya ??km??, kendini, bask?lar, pogromlar, din de?i?tirmeye zorlama, sürülmeler, sosyal k?s?tlamalar ve gettolara kapatma ?eklinde g?stermi?tir.

Bu niteliksel olarak, antik ?a?larda Yahudilere y?nelik bask?lardan farkl? olmu?tur. Antik ?a?daki bask? siyasi sebeplere dayan?yor, Yahudiler ba?ka herhangi bir etnik gruptan farkl? bir muameleye tabi tutulmuyorlard?. Kiliselerin yükseli?i ile birlikte, Yahudilere y?nelik sald?r?lar?n daha ziyade ?zellikle H?ristiyanl???n Yahudilere ve Yahudili?e bak???ndan kaynaklanan teolojik de?erlendirmelerden destek almaya ba?lam??t?r. [43]

Hasidizm

Ana madde: Hasidik Yahudilik

Hasidik Yahudilik, Baal ?em Tov (veya Besht) olarak da tan?nan Yisroel ben Eliezer (1700-1760) taraf?ndan kurulmu?tur. K?kenleri, Yahudi halk?n?n bask?ya u?rad???, Avrupal? Yahudilerin kendi i?lerine d?nerek Talmud ?al??malar?na odakland??? bir d?neme dayan?r; ?o?u ki?i, Yahudi ya?am?n?n bir?ok ifadesinin gere?inden fazla “akademik” hale geldi?ini ve ruhaniyet ile ne?e üzerinde hi? durmad???n? hissediyordu. Müritleri bir?ok takip?i ?ekerek Avrupa’n?n her yerinde say?s?z Hasidik tarikatlar kurmu?lard?r. Hasidik Yahudilik zaman i?inde Avrupa’daki bir?ok Yahudinin ya?am bi?imi haline gelmi?, 1880’li y?llardaki Yahudi g?? dalgalar?, bu ak?m? Amerika Birle?ik Devletleri’ne de ta??m??t?r.

Ba?larda, Hasidik olan ve olmayan Yahudiler aras?nda ciddi bir hiziple?me ya?anm??t?r. Avrupal? Yahudilerden Hasidik hareketi reddedenleri Mitnagdim (“Kar??tlar/Reddiyeciler”) olarak adland?r?yordu. Hasidik Yahudili?in reddedilmesinin sebepleri aras?nda, Hasidik ibadetin a??r? yo?un olmas?, liderlerine geleneklerin d???nda yan?lmazl?k ve mucize yaratma ?zelliklerini isnat etmesi ve mesih?i bir mezhep haline gelebilece?ine y?nelik endi?eler vard?. O zamandan bu yana, Hasidler ile rakipleri aras?ndaki farkl?l?klar kademeli olarak azalm??, bugün her iki grup da Haredi Yahudili?in par?as? haline gelmi?tir.

Ayd?nlanma ve Reform Yahudili?i

Ana madde: Haskala ve Reform Yahudili?i

On sekizinci yüzy?l?n sonlar?nda, Avrupa Ayd?nlanma olarak da bilinen bir grup entelektüel, sosyal ve siyasi hareketin etkisi alt?na girdi. Ayd?nlanma, Avrupa’da Yahudilerin kendi d??lar?ndaki laik dünya ile etkile?imlerini yasaklayan kanunlar?n azalmas?na da yol a?arak Yahudilerin laik e?itim ve deneyime eri?imesine imkan vermi?tir. Gerek Ayd?nlanma’ya gerekse bu yeni ?zgürlüklere tepki olarak ?zellikle Orta Avrupa’da Haskala veya “Yahudi Ayd?nlanmas?” ad? verilen buna paralel bir Yahudi hareketi de ba?lam??t?r. Hareket, laik toplum ile entegrasyona ve ak?l gibi, dini olmayan bilgiye ula?ma ?abas?na ?nem veriyordu. Haskala’n?n destek?ileri ile daha geleneksel Yahudi kavramlar?n?n takip?ileri aras?ndaki etki ve tepkiler Yahudilikte bir dizi farkl? kolun olu?umu ile sonu?lanm??t?r: Haskala destek?ileri Reform Yahudili?i ve Liberal Yahudili?i, gelenekselciler Ortodoks Yahudili?i, her iki taraf aras?nda bir denge noktas? arayan Yahudiler ise, Masorti ve Muhafazakar Yahudili?i kurmu?lard?r. Bu süre?te birka? kü?ük grup da ortaya ??km??t?r.

Günümüzde Yahudilik

Amerika Birle?ik Devletleri, ?srail, Kanada, Birle?ik Krall?k, Arjantin ve Güney Afrika gibi modern ekonomilere sahip sanayile?mi? ülkelerin bir?o?unda, ?ok farkl? Yahudilik uygulamalar? bulunmakta, bunun yan? s?ra, laik ve dindar olmayan Yahudilerin say?s?nda da art?? g?rülmektedir. ?rne?in, 2001 Ulusal Yahudi Nüfus Ara?t?rmas?’na g?re, dünyada en kalabal?k ikinci Yahudi nüfusa ev sahipli?i yapan Birle?ik Devletler’deki Yahudi toplumunda, 5,1 milyon Yahudiden 4,3 milyonu din ile bir ?ekilde ba?lant?l?yd?. Din ile ilgisi olan Yahudi nüfusun %80’i bir ?ekilde dini ibadete kat?l?rken sadece %48’i bir sinagoga üyeydi.

Bu durumu bir kriz olarak alg?layan ABD ve Kanada’daki dini (ve laik) Yahudi hareketleri, Yahudi cemaatindeki karma evlilikler ve asimilasyon oranlar?ndaki art??tan büyük endi?e duymaktad?r. Amerikal? Yahudiler daha ge? evlendikleri ve daha az say?da ?ocuk sahibi olduklar? i?in, ülkedeki Yahudiler aras?ndaki do?um oranlar? 2,0’dan 1,7’ye dü?mü?tür (nüfus ikame oran? 2,1’dir). Karma evlilik oranlar? ABD’de %40 ile 50 aras?nda iken, karma evlilik yapan ?iftlerin ?ocuklar?ndan sadece ü?te biri Yahudi olarak yeti?tirilmektedir. Karma evlilikler ve dü?ük do?um oranlar? yüzünden, ABD’deki Yahudi nüfusu 1990 y?l?nda 5,5 milyondan 2001 y?l?nda 5,1 milyona dü?mü?tür. Bu, Diyaspora’daki Yahudi cemaatindeki genel nüfus e?ilimleri a??s?ndan da g?sterge niteli?i ta??makla birlikte, toplam nüfus üzerine odaklan?lmas?, Haredi Yahudilik gibi baz? mezhepler ile cemaatlerdeki büyüme e?ilimlerini gizlemektedir.

Baal te?uva hareketi, dine “d?nen” veya daha dindar hale gelen Yahudilerin olu?turdu?u bir harekettir.

Yahudilik ve di?er dinler

H?ristiyanl?k ve Yahudilik

Ana madde: H?ristiyanl?k ve Yahudilik

Ayr?ca bak?n?z: Judeo-H?ristiyan, H?ristiyanl?k ve antisemitizm, Yahudilikte ?sa’ya bak??, ?sa’n?n kültürel ve tarihi ge?mi?i ve H?ristiyan-Yahudi uzla??s?

Tarih?iler ve teologlar baz? H?ristiyan gruplar ile Yahudi halk? aras?ndaki de?i?en ili?kiyi düzenli olarak g?zden ge?irmektedir; H?ristiyan-Yahudi uzla??s? ba?l?kl? makale güncel meselelerden birini ele almaktad?r.

?slam ve Yahudilik

Ana madde: ?slam ve Yahudilik

Ayr?ca bak?n?z: Müslümanlar?n hakimiyeti alt?ndaki Yahudilerin tarihi ve ?slam ve antisemitizm

?slam ve Yahudilik aras?nda karma??k bir ili?ki bulunmaktad?r. Geleneksel olarak, ?slam topraklar?nda z?mmi statüsünde ya?ayan Yahudilerin dinlerini uygulamalar?na ve kendi i? meselelerini y?netmelerine, ?e?itli ko?ullar ?er?evesinde izin veriliyordu.[44] Müslümanlara cizye (her ?zgür yeti?kin gayr?müslüm erkekten al?nan vergi) ?demek zorundayd?lar. [44] ?slami y?netim alt?nda, z?mmiler dü?ük bir statüye sahiptiler. Silah ta??malar?n?n ve Müslümanlar? ilgilendiren davalarda ?ahitlik etmelerinin yasaklanmas? gibi ?ok say?da sosyal ve yasal engelleri vard?.[45] Ancak bu engellerin büyük b?lümü sembolikti. En onur k?r?c? olan? ise, Kuran‘a ya da hadislere dayanmayan ancak Orta?a? ba?lar?nda Ba?dat‘ta ortaya ??kan ve son derece düzensiz bir ?ekilde uygulanan ay?rt edici k?yafet giyme zorunlulu?uydu. [46] Yahudiler dinleri yüzünden ?ldürülme ya da sürülme veya zorla din de?i?tirmeleri y?nünde bask? ile nadiren kar??la?m??lar, ?o?unlukla da ikamet ve meslek tercihlerinde serbest olmu?lard?r.[47] Nitekim, Emeviler ve Abbasilerin y?netimi alt?nda 712-1066 y?llar? aras? d?nem ?spanya’daki Yahudi kültürünün Alt?n ?a?? olarak adland?r?l?r. Yahudilere y?nelik katliamlar?n en ?nemli ?rneklerinden biri, 12. yüzy?l Endülüs‘ünde Muvahhid hanedan?n?n hükümdarlar? taraf?ndan Yahudilerin ?ldürülmesi ya da din de?i?tirmeye zorlanmas?d?r.[48] ?kamet ettikleri yeri se?me ?zgürlüklerinin ellerinden al?nd??? ?rneklerin ba??nda ise, Yahudilerin 15. yüzy?ldan ba?layarak, ?zellikle de 19. yüzy?l ba?lar?ndan itibaren Fas‘ta mellah ad? verilen duvarlarla ?evirili mahallelerde ya?amaya zorlanmas?d?r.[49]

Hizbullah ve Hamas gibi Arap-?slami hareketlerin propragandas?nda, ?ran ?slam Cumhuriyeti‘nin ?e?itli kurumlar? taraf?ndan yap?lan ?e?itli a??klamalarda ve Refah Partisi‘ne yak?n gazete ve di?er yay?nlarda standart antisemitik temalar yayg?n olarak kullan?lmaktad?r. [50]

Yahudili?i i?ine alan sinkretik hareketler

Yahudilikten unsurlar? di?er dinlerinkilerle birle?tiren baz? ?rgütlenmeler de bulunmaktad?r. Bunlar?n en tan?nm???, ?o?unlukla Yahudi olmayanlar?n yan? s?ra baz? etnik Yahudilerin de üyeleri aras?nda bulundu?u, Yahudileri H?ristiyanl??a ?ekmek amac?yla ba?lat?lan, Mesih?i Yahudilik adl? H?ristiyan hareketidir. Mesih?i Yahudilik, tarihi olarak neredeyse tamamen ?sa’n?n ikinci defa gelmesi i?in Yahudilerin ?sa’y? mesih olarak kabul etmesi gerekti?i inanc?n? savunan H?ristiyan Evanjelist ?rgütler taraf?ndan maddi olarak desteklenmi?tir. Bu gruplar, tipik olarak H?ristiyan teolojisini ve Kristoloji‘yi Yahudi dini uygulamalar?ndan olu?an ince bir cila ile bir araya getirirler. Bu gruplar aras?ndan en tart??mal? olan?, ABD’nin büyük ?ehirlerinde say?s?z misyonerlik kampanyalar? ile etnik Yahudileri aktif ?ekilde H?ristiyanl??a ?ekmeye ?al??an, ?sa i?in Yahudiler’dir.

Sinkretizmin di?er ?rnekleri aras?nda, Mesih?i Yahudilik gibi, pagan veya Vika inan?lar?n? Yahudili?in baz? uygulamalar? ile bir araya getiren gev?ek ?rgütlenmi? az say?da Yahudinin olu?turdu?u Judeo-Paganlar da vard?r. Bir di?er gev?ek ?rgütlü grup olan Yahudi Budistler ise, inan?lar?nda Asya ruhanili?ine de yer verirler; baz? Yenilenmeci Yahudiler ise rahat?a ve a??k bir ?ekilde Budizm, Sufizm, K?z?lderili dini ve di?er dinlerden de unsurlar? almaktad?r.

Yahudilikteki mistik Kabbala uygulamas?, Kabbala Merkezi’nin temsil etti?i bir hareket do?urmu?tur. Merkezde, ?e?itli dinlerden ??retmenler g?rev almaktad?r.

 

T.C. Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Dersi ??retim Program?nda Musevilik

Yahudilik‘te ahiret inanc? tarihi bir geli?me izlemi?tir. Tevrat‘?n baz? b?lümlerinde ahiret inanc?na dair ipu?lar? bulunmaktad?r. Baz? dinler tarih?ilerine g?re, yeniden dirilme ile ilgili metinler günümüze kadar ula?mad??? i?in Yahudiler bu tür inan?lar? Babil Sürgünü s?ras?nda ?ran‘dan alm??lard?r.

Babil Sürgünü ?ncesi Yahudilik’te iyi, k?tü, ?len bütün insanlar “?eol” ad? verilen bir yere gidecekler, orada üzüntülü bir ?ekilde varl?klar?n? sürdürecekler, ruhlar? da mezarda kalacakt?r. Yahudilik’te ahiret inanc? konusunda, daha sonraki d?nemlerde birtak?m geli?meler olmu?, yeniden dirilme, yarg?lanma, sonsuz ya?am, cennet, cehennem gibi inan?lar ortaya ??km??t?r. Yahudilik’teki cennet (Gan Eden), cehennem (Geinam), hüküm günü vb. ilgili emirleri Talmud a??klam??t?r. Yahudilerin, Müslümanl?k ve Hristiyanl?k‘ta oldu?u gibi belli ba?l? iman esaslar?na kavu?malar? filozof Rabbi Mo?e ben Maymon (Maymonides, 11351204)’le mümkün olabilmi?tir. O’nun meydana getirdi?i günümüze ula?an 13 Maddelik ?nan? Esaslar? ?udur;

  1. Tanr? var olan her ?eyi yarat?c?s?d?r.
  2. Tanr? birdir.
  3. Tanr?n?n bedeni yoktur, hi?bir ?ekilde tasvir edilemez.
  4. Tanr?n?n ba?lang?c? ve sonu yoktur.
  5. Yaln?z Tanr?’ya dua edilmelidir.
  6. Peygamberlerin bütün s?zleri do?rudur.
  7. Musa, bütün peygamberlerin en büyü?üdür.
  8. Elimizdeki Tora, Tanr? taraf?ndan Musa’ya verilen ve günümüze kadar de?i?tirilmeden gelen kitab?n ayn?d?r.
  9. Dinimiz ilah? bir dindir.
  10. Tanr?, insanlar?n bütün hareket ve dü?üncelerini bilir.
  11. Tanr?, emirlerine uyanlar? mükafatland?r?r, uymayanlar? e?er t?vbe etmezlerse cezaland?r?r.
  12. Tanr? gecikmi? olsa da Mesih‘i g?nderecektir.
  13. Ruhumuz ?lümsüzdür. Tanr? diledi?inde ?lüleri diriltecektir.

Yahudiler ibadetlerini sinagoglarda (Bet Kneset) yaparlar. Sinagoglar‘da rulo halinde el yazmas? Tevrat tomarlar?n?n konuldu?u, Ehal HaKode? ad? verilen, Do?u’ya Mizrah y?nelik kutsal bir b?lme vard?r. Sinagoglarda Yedi Kollu ?amdan (Menora) da bulunur. Bundan ayr? olarak Kral Davud‘un mührü kabul edilen iki ü?genden meydana gelmi? Magen David denilen alt? k??eli bir y?ld?z da vard?r.

Yahudiler sinagoglarda Tevrat’tan baz? par?alar? sesli bir ?eklide okurken baz? b?lümler ise sessiz okunur. Tevrat rulolar?n?n k?l?f?ndan ??kar?larak hazan taraf?ndan okunmas?, ibadetin en ?nemli an?d?r. Yahudilkte sinagog d???nda evlerde de ibadet edilebilir ancak cemaat ile ibadet daha makbul say?l?r.

Musevi evlerinin giri? kap?lar?n?n ve tuvalet banyo hari? her kap?s?n?n sa? pervaz?nda “Mezuza” denilen, rulo haline getirilmi? Tevrat’tan cümlelerinin yaz?l? oldu?u kutucuklar ?ak?l?d?r. Eve giri? ??k??ta Yahudiler bu kutucu?a dokunarak parmaklar?n? ?perler. ?badet, Do?u y?nüne y?nelerek yap?l?r. Ba?a Kipa, ad? verilen takke tak?l?r, erkekler her sabah s?rtlar?na beyaz renkte ve mavi ?izgileri olan dua ?al? Talet giyerler. Kad?nlar?n ibadete kat?lma mecburiyeti yoktur, ancak ba?lar? ?rtülü olarak ibadete kat?labilirler.

Yahudi dininde ibadet esas?n? ilahiler olu?turur. ?badet s?ras?nda okunan baz? kal?pla?m?? dua ve ilahiler vard?r. Dua, dindar Yahudinin ya?am?nda ?nemli bir yer i?gal eder. Yahudilikte ibadet günlük ve haftal?k olmak üzere ikiye ayr?l?r. Günlük ibadet sabah, ??le ve ak?am yap?l?r. Haftal?k ibadet ise Cumartesi (?abat, Yom Ha?abat) günü havra (sinagog)’da yap?l?r.

Yahudiler sabah ayininde bir dua ?al? (Talet) ku?an?rlar. Bayram ve Cumartesi günleri d???nda sabah ayininde, sol pazu (Solaklar sa? pazuya) ile al?na i?inde Tora‘dan b?lümlerin bulundu?u kü?ük kutucuklar?n tak?l? oldu?u birer dua kay??? Tefilin ba?lan?r. Dualar ayakta, oturarak vücudu sallayarak ve bazen ?ne hafif?e e?ilerek okunur. Toplu dualar 13 ya??na girmi? en az 10 erke?in (Minyan) i?tirakiyle yap?l?r.

Cumartesi ibadeti, cuma ak?am? güne?in batmas?yla ba?lar, cumartesi ak?am? güne?im bat???ndan sonra sona erer. Bu ibadet sinagogtayap?l?r. Bu maksatla cumartesi günü ate? yakmak, ?al??mak, ta??t kullanmak vb. yasakt?r.

Musev?lik’te Tanr?n?n ad?n? telaffuz etmek günah say?ld???ndan YHWH ismi yerine Elohim, ?aday, Adonay gibi isimler kullan?l?r hatta bunlar?n da yerine Ha?em yani “?sim” kullan?l?r. Yehova Musev?lerin mill? ve hakim bir Tanr?s?’d?r. ?nsan da O’nun kulu durumundad?r. ?nan?lar?na g?re Yehova sadece ?srailo?ullar?‘na ?efaat eden, k?skan? bir Tanr?’d?r. ?srailo?ullar? yabanc? bir ülkede de O’nun taraf?ndan korunacakt?r. O, ?brahim, ?shak ve Yakub‘un Tanr?s?’d?r.

Ayr?ca bak?n?z

Yahudiler ve Yahudilik

Yahudi hukuku ve dini

Kar??la?t?rmal?

Dipnotlar

  1. ^ Shaye J.D. Cohen 1999 The Beginnings of Jewishness: Boundaries, Varieties, Uncertainties, Berkeley: University of California Press; p. 7
  2. ^ ?srail’de ya?ayan dünyadaki Yahudilerin oran? 2007’de %41’e ??kt?. – Haaretz – Israel News
  3. ^ Haham Jonathan Rietti. ??k??’?n Ger?ekten Ya?and???n? Nereden Biliyorsunuz? [1] “Emunah” kelimesi Kral James ?ncili’nde yanl?? bi?imde “iman” veya “inan?” olarak ?evirilmi?tir. Oysa ger?ekte, kanaat anlam?na gelmektedir; bu ise Tanr?’n?n varl???na dair deneyime dayanan ?ok daha yads?namaz bir bilgidir.
  4. ^ Rabbi S. of Montpelier, Yad Rama, Y. Alfacher, Rosh Amanah.
  5. ^ M. San 10:1.
  6. ^ Dogma in Medieval Jewish Thought, Menachem Kellner.
  7. ^ “Maimonides’ 13 Foundations of Judaism”. Mesora. “?te yandan, bu temel inan?lardan herhangi birini reddeden ki?i [Yahudi] ulusu[nu] terk etmi? ve temel inan?lar? reddetmi?, sapk?n, inkarc? v.s. say?l?r.”
  8. ^ Haham Mordechai Blumenfeld. “Maimonides, 13 Principles of Faith”. “?bn Meymun’a g?re, inan? esaslar?n?n kabulü ki?inin ?srail Halk?n?n bir üyesi olarak Yaradan ve Tora’s? ile ba?lant? kurmas? i?in gerekli asgari ?artt?r.”
  9. ^ a b Daniel Septimus. “The Thirteen Principles of Faith”. MyJewishLearning.com.
  10. ^ “Jewish principles of faith – Maimonides’ 13 principles of faith”. Global Oneness web sitesi. “Ne var ki, bir?ok H?ristiyan mezhebinin aksine, Yahudi cemaati hi?bir zaman tek bir ba?lay?c? kate?izm geli?tirmemi?tir.”
  11. ^ Ronald L. Eisenberg (2004). The JPS guide to Jewish traditions.
  12. ^ “What Do Jews Believe?”. Mechon Mamre. “?bn Meymun taraf?ndan düzenlenen inanc?n 13 esas?, Yahudi inan?lar?n?n geni? kabul g?ren bir listesini yaratmaya en yak?n ?al??mad?r.”
  13. ^ The JPS guide to Jewish traditions, page 510, “Zaman i?inde neredeyse her kesimden kabul g?rmeyi ba?aran tek ?al??ma, ?nanc?n On ü? Esas?’d?r.”
  14. ^ ?ablon:Cite web kullan?m?nda hata: Parametreler url ve ba?l?k tan?mlanmal?..
  15. ^ http://www.faqs.org/faqs/judaism/FAQ/10-Reform/section-15.html Reform’s Position On…What is unacceptable practice?
  16. ^ Heschel, Susannah (1998) Abraham Geiger and the Jewish Jesus. Chicago: University of Chicago Press. p. 157. ISBN 0226329593
  17. ^ ?ablon:Cite web kullan?m?nda hata: Parametreler url ve ba?l?k tan?mlanmal?..
  18. ^ Mark Twain (“Concerning The Jews,” Harper’s Magazine, 1899, The Complete Essays of Mark Twain, Doubleday [1963] pg. 249
  19. ^ ?ablon:Cite web kullan?m?nda hata: Parametreler url ve ba?l?k tan?mlanmal?.. “Tora, Tanr?’n?n bir emanasyonudur… Bu anlay??, bizim a??m?zdan, vahiy sürecinin Tanr? taraf?ndan dikte ettirme eyleminden olu?tu?u anlam?na gelmez.”
  20. ^ ?ablon:Cite web kullan?m?nda hata: Parametreler url ve ba?l?k tan?mlanmal?.. “Dolay?s?yla, bu terimi Tora’n?n tanr?sal bir niteli?e sahip oldu?u ve Tanr?’n?n iradesini yans?tt??? anlam?na gelen bir metafor ?eklinde al?yoruz.”
  21. ^ “Tefillin,” “The Book of Jewish Knowledge,” Nathan Ausubel, Crown Publishers, NY, 1964, p.458)
  22. ^ Yehezkal Kauffman, The Religion of Israel
  23. ^ Robert Alter The Art of Biblical Poetry
  24. ^ E. A. Speiser Genesis (The Anchor Bible)
  25. ^ John Bright A History of Israel
  26. ^ Martin Noth The History of Israel
  27. ^ Ephraim Urbach The Sages
  28. ^ Shaye Cohen The beginnings of Jewishness
  29. ^ Daniel Boyarin A Radical Jew
  30. ^ mideastfacts.org – Deconstructing the walls of Jericho
  31. ^ John Day Yahweh and the Gods and Goddesses of Canaan, page 68
  32. ^ John Day Yahweh and the Gods and Goddesses of Canaan, page 70
  33. ^ John Day Yahweh and the Gods and Goddesses of Canaan, page 15
  34. ^ John Day Yahweh and the Gods and Goddesses of Canaan, pages 17 – 20
  35. ^ John Day Yahweh and the Gods and Goddesses of Canaan, page 32
  36. ^ J.P.M. Walsh The Mighty From Their Thrones, page 30
  37. ^ Finkelstein 1996: 209
  38. ^ John Day Yahweh and the Gods and Goddesses of Canaan, page 57
  39. ^ John Day Yahweh and the Gods and Goddesses of Canaan, page 42
  40. ^ William G. Dever Did God Have a Wife?, pages 209 – 251
  41. ^ John Day Yahweh and the Gods and Goddesses of Canaan, page 49
  42. ^ John Day Yahweh and the Gods and Goddesses of Canaan, page 229
  43. ^ {{{ba?l?k}}}.
  44. ^ a b Lewis (1984), pp.10,20
  45. ^ Lewis (1987), p. 9, 27
  46. ^ Lewis (1999), p.131
  47. ^ Lewis (1999), p.131; (1984), pp.8,62
  48. ^ Lewis (1984), p. 52; Stillman (1979), p.77
  49. ^ Lewis (1984), p. 28
  50. ^ Muslim Anti-Semitism by Bernard Lewis (Middle East Quarterly) June 1998

Bibliyografya

  • Boyarin, Daniel 1994 A Radical Jew: Paul and the Politics of Identity Berkeley: University of California Press
  • Ancient Judaism, Max Weber, Free Press, 1967, ISBN 0-02-934130-2
  • Living Judaism: The Complete Guide to Jewish Belief, Tradition and Practice Wayne Dosick.
  • Conservative Judaism: The New Century, Neil Gillman, Behrman House.
  • American Jewish Orthodoxy in Historical Perspective Jeffrey S. Gurock, 1996, Ktav.
  • Philosophies of Judaism Julius Guttmann, trans. by David Silverman, JPS. 1964
  • Back to the Sources: Reading the Classic Jewish Texts Ed. Barry W. Holtz, Summit Books
  • A History of the Jews Paul Johnson, HarperCollins, 1988
  • A People Divided: Judaism in Contemporary America, Jack Wertheimer. Brandeis Univ. Press, 1997.
  • Encyclopaedia Judaica, Keter Publishing, CD-ROM edition, 1997
  • The American Jewish Identity Survey, article by Egon Mayer, Barry Kosmin and Ariela Keysar; a sub-set of The American Religious Identity Survey, City University of New York Graduate Center. An article on this survey is printed in The New York Jewish Week, November 2, 2001.
  • Lewis, Bernard (1984). The Jews of Islam. Princeton: Princeton University Press. ISBN 0-691-00807-8
  • Lewis, Bernard (1999). Semites and Anti-Semites: An Inquiry into Conflict and Prejudice. W. W. Norton & Co. ISBN 0-393-31839-7
  • Stillman, Norman (1979). The Jews of Arab Lands: A History and Source Book. Philadelphia: Jewish Publication Society of America. ISBN 0-8276-0198-0
  • Day, John. Yahweh and the Gods and Goddesses of Canaan. Chippenham: Sheffield Academic Press, 2000.
  • Dever, William G. Did God Have a Wife?. Grand Rapids: Wm. B. Eerdmans Publishing Co., 2005.
  • Walsh, J.P.M. The Mighty From Their Thrones. Eugene: Wipf and Stock Publishers, 1987.
  • Finkelstein, Israel (1996). Ethinicity and Origin of the Iron I Settlers in the Highlands of Canaan: Can the Real Israel Please Stand Up? The Biblical Archaeologist, 59(4).

Ana sayfa

Gündem
İmralı Görüşmeleri
Handshake1.svg
İmralı Görüşmesi ya da İmralı Görüşmeleri, PKK terörünü sonlandırmak amacıyla Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile İmralı Adası’nda müebbed hapis cezasını çeken PKK elebaşı Abdullah Öcalan arasında İmralı’da sürdürülen görüşmelerdir.
Ne zaman başladığı tam olarak bilinmeyen görüşmeler MİT aracılığıyla yapılmaktadır. BDP ise sürece dahil olmuş ve Abdullah Öcalan’la görüşüp örgütün dağ ve Avrupa kadrosuna görüşmelerle ilgili bilgi taşımaktadır.

Günün maddeleri
İslam Konferansı Örgütü
OIC Map.png
İslam Konferansı Örgütü, merkezi Suudi Arabistan’ın Cidde şehrinde bulunan, 25 Eylül 1969 tarihinde kurulmuş uluslararsı organizasyondur.
21 Ağustos 1969 tarihinde Avusturalya’lı bir yahudi olan Dennis Michael Rohan’ın Mescid-i Aksa’yı kundaklamaya çalışmasından sonra, İslam ülkeleri liderlerinin aldığı ortak karar sonucu kuruldu. Örgütün günümüzde 57 üyesi bulunmaktadır.

Sikke
ClaudiusII(CNG).jpg
Sikke, belli bir ölçüye göre basılan madeni paradır ve ilkel çağlardan beri ticarette geçerli olan değiş-tokuş yöntemleri yerine daha kullanışlı bir değişim aracı olarak icad edilmiştir.
Kazılarda, temel altında veya duvar harcı içinde bulunmuş herhangi bir sikke tabakayı kesin biçimde tesbit eder. Aynı zamanda devlet şeklini, bölgesini bildirir, hatta onların incelenmesinden sayısız tarihi olaylar ve gerçekler ortaya çıkar.

Tarihte bugün…
CN Kulesi

1453 – Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’u kuşatma harekatına başladı.
1917 – ABD fiilen I. Dünya Savaşı’na girdi.
1948 – Ankara’da Opera binası, Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün katıldığı törende, Adnan Saygun’un Kerem ile Aslı operasıyla perdelerini açtı.
1975 – Toronto’daki CN Binası tamamlandı.
1978 – Dallas dizisi CBS (ABD) televizyonunda ilk kez yayımlandı.
1982 – Arjantin, Falkland Adaları’nı işgal etti.
2006 – ABD’de kasırga: yalnızca Tennessee’de 29 kişi öldü.
2007 – Büyük Okyanus’da meydana gelen 8,1 büyüklüğündeki depremin oluşturduğu tsunami, Solomon Adaları’nı vurdu: 28 kişi öldü.